Hristiyanlık

Anadolu'lu Azizler

 

Hiristiyanligin kabul edildigi yillarda aziz kelimesi, bütün din yoldaslari için kullanilmis ve din ugrunda sehit olanlarin (martirlerin) ölüm yildönümleri dini törenlerle anilmaya baslamistir. Azizler için yapilan törenler, bunlarin genisletilmis seklidir. Azizler arasinda Isa’nin annesi Meryem’in özel bir yeri vardir. O’nu havariler, din sehitleri, dinini açiga vuran ilk hiristiyanlar izler. Ayrica, azizler arasinda bir kismi din sehidi olan bakireler ve dul veya pismanligini dile getirmis kadinlar da bulunur .
Arastirmacilar, gerek hıristiyanliktaki aziz, gerek müslümanliktaki veli kültünün kökenini, bu dinlerin ortaya çiktigi ve yayildigi bölgelerde eskiden var olan bir takim kültlere baglarlar. Aziz kültünün genellikle, eski çagdaki doga kültleriyle, mitolojik tanri ya da kahraman kültlerinden gelistigi anlasilmaktadir. Müslümanliktaki veli kültünün kökeni de islamiyetten önceki putperest kültlere dayanmaktadir (Ocak 1992: 6).
Azizler ve kutsal kisiler Geç Antik Çag’dan baslayarak Bizanslilar’in toplumsal ve bireysel yasamlarinda önemli bir rol oynamislardir. Bizanslilar, günlük yasamlari içerisinde azizlerle çevrelenmisler, yasamlarinin her alaninda onlarin varliklarini hissetmislerdir. Hiristiyanlik ugruna ölen ya da kusursuz bir hiristiyan yasami sürdürerek, Tanrisal dünya ile yakin iliskiler kurduklarina inanilan kisiler, azizlik derecesine yükseltilerek büyük saygi görmüslerdir. Onlara Tanri tarafindan insanüstü güçler bagislandigina ve çesitli mucizeler gerçeklestirebildiklerine inanilmistir (Akyürek 1999: 175).
Bizans’in erken döneminde azizlik derecesine yükseltilmek için biçimsel bir süreç yoktur; gücünün kaynagi dünyasal degildir. Kutsal kisiler genellikle önce halk arasinda yerel anlamda kabul görür ve bir sayginliga ulasirlardi. Yavas yavas o kisinin fiziksel kalintilarinin (röliklerinin) etrafinda yerel bir kült olusur; röliklerinin bazi mucizeler gerçeklestirdigi inanci yayilir, ikonalari yapilir, onun adina belli bir gün seçilerek yerel olarak kutlanmaya baslanir, bazen yoldaslarindan biri onun yasamini yazardi. Etkileri ve ünleri yayginlasinca da kilise tarafindan, kilisenin liturjik takvimine ve aziz kayitlarina eklenerek tescil edilir, evrensellik kazanirlardi (Akyürek 1999: 175).
Azizlerin toplumda büyük bir otoriteleri vardi. Kentleri ve insanlari kötülüklere karsi korur, hastalari iyilestirir, mucizeler yaratir, insanlarla Tanri arasinda köprü kurarlardi. Tanri, tipki imparator gibi, siradan insanlar için ulasilmasi güç bir yetke olarak algilandigindan Bizans toplumunda insanlar, Tanri’ya dogrudan ulasmak yerine bu kutsal kisiler araciligiyla ulasmayi tercih etmislerdir (Akyürek 1999: 175).
Kutsal kisiler ya da azizler Bizans kültüründe insanlarin, her biri tek tek bireysel olan istek ve gereksinimlerini, yüceligi geregi bu özel isteklere uzak olan Tanri’ya iletmek yükünü üstlenmislerdir. Azizler insan olmak niteligi ile insanlara, kutsalliklari nedeniyle de Tanri’ya yakin olan kisilerdir. Kisacasi, Bizanslilar hem dünyasal hem de tinsel gereksinmeleri için dogrudan azizlere basvurmuslardir. Aziz öldükten sonra onun islevini, bedeninden arta kalan kemikleri, kullandigi esyalari ve bunlarin parçalari yani rölikleri ile o azizin fiziksel varliginin yerine geçen betimleri yani ikonasi gerçeklestirmistir. Ikona ve rölikler, azizlerin görünmez dünyasini görünür, fiziksel temas ve iletisim kurulabilir, yani „gerçek“ kilan araçlardir. Onlarin röliklerine gösterilen saygi aslinda azizin bu parçalarda var olan fiziksel varliginadir (Akyürek 1999: 176).
Bu metinde; Anadolu’da yasamis ve hiristiyanligin ilk günlerinde bu dini yaymaya çalistigi için sehit edilerek veya daha sonra bu dine verdigi hizmetlerden dolayi aziz veya azize derecesi almis kisiler, yaptiklari isler, mucizeleri ve onlar için yapilan kiliseler, tasvir edildikleri anitsal resim örnekleri veya müzelerde segilenen el sanati ürünleri ele alinmistir. Bu tanitim yapilirken azizler kronolojik olarak incelenmis, hiristiyanlarin aziz kabul ettigi kisilerden en önemlisi olan Isa’nin annesi Meryem, havariler, Incil yazarlari ve Anadolu’lu azizler tanitilmistir .

Isa’nin Annesi Meryem

Davud sülalesinden Yohakim ve Anna’nin çocugu olan Meryem’in hayati hakkinda Incil çok az bilgi verir. Çocugu olmadigi için tapinaktan kovulan Yohakim bu duruma çok üzülür ve daga çikarak kirk gün kirk gece dua eder. Son gün basmelek Gabriel Anna’yi ziyaret ederek ona bir çocugu olacagini müjdeler ve Meryem dünyaya gelir. Daha önce Anna çocugu olursa Tanri hizmetine adayacagina söz verdigi için Meryem’i 4-5 yaslarinda tapinaga götürür. 10 yil tapinakta hizmet eden Meryem’in evlilik yasi geldiginde talipleri tapinaga çagrilir, kimin degnegi yeserirse Meryem’le O evlenecektir. Sonunda Nasira’li marangoz Yusuf’un degnegi yeserir ve Meryem’le evlenir.
Bir gün basmelek Gabriel Meryem’e görünür ve henüz nisanli oldugu Yusuf kendisini bilmeden gebe kalacagini, dogacak çocugun kutsal olacagini müjdeler. Meryem’in gebe oldugunu ögrenen Yusuf O’ndan ayrilmaya karar verir ancak, gördügü bir rüya sonucu bu kararindan vazgeçer. Birlikte nüfus sayimi için Beytüllahim’e gittiklerinde kaldiklari handa Isa dogar, olayin tanigi olan bir öküz ve esek nefesleri ile bebegi isitirlar.
Isa’nin dogumundan sonra Meryem’in göründügü son sahnelerden biri Pentekosttur. Dogu kilisesinin oniki bayramindan biri olan Pentekost, Paskalya’dan 50 gün sonra, bir aksam yemegi sirasinda, Meryem’in ve havarilerin üzerine kutsal ruhun inisidir.
Isa’nin çarmiha gerilmesinden sonra, Isa’nin en sevdigi ögrencisi olan Incilci Yahya ile birlikte oturmaya baslar ve birlikte Efes’e gittikleri bilinir. Ancak, oglunun acisina dayanamayan Meryem, Tanri’ya yalvararak kendisini oglunun yanina almasini ister. Bir melek üç gün içinde cennette ogluna kavusacagini müjdelediginde, Meryem bütün havarilerin ölümünde hazir bulunmalarini istedigi için bu konuyu tasvir eden sahnelerde yataginin çevresinde havariler bulunur.
Meryem kültü zavalli ve acizlerin, özellikle kadinlarin ümitlerini yansitir. Deesis sahnelerinde Meryem Vaftizci Yahya ile birlikte Isa’ya insanlar için yakarirken görülür. Meryem’e bir çok kilise adanmistir. 25 Mart’ta Müjde, 15 Agustos’ta ölümü bayram günü olarak anilir (Podskalsky 1991: 2174).
Tasvirlerinde, tek figür olarak, kucaginda çocuk Isa ile, kendisinin veya Isa’nin yasam öyküsü içinde görülür. Çogunlukla siyah bir giysi ile ve basi örtülü olarak tasvir edilir. Bazen giysisinin omuzlarinda, dizlerinde, kol uçlarinda haçlar bulunur.

Havariler ve Incil Yazarlari

Isa’nin kendisine ihanet eden Yahuda ile birlikte 12 havarisi vardir. Onunla birlikte ve ölümünden sonra Isa’nin ögretisini ve hiristiyanligi yaymak için çalismislardir.

Petrus

Bayram günü 29 Haziran olan havari Petrus, Anadolu’da özellikle Antakya’da hiristiyanligi yaydiktan sonra Roma’ya gitmistir. Bir rivayete göre basi kesilerek, digerine göre basasagi çarmiha gerilerek sehit edilir. Basasagi çarmiha gerilmeyi Isa ile bir tutulmamak için kendisi istemistir. Roma’nin koruyucu azizi olan Petrus’un martir oldugu yere adina adanan san Pietro Kilisesi insa edilir (Irmscher-Weyl Carr 1991: 1637).

Hem bati hem dogu Akdeniz sanatinda; Roma katakomblarinda, Sinai’de bir ikonada ve kilise apsislerindeki tasvirlerinde beyaz saçli ve beyaz sakallidir. Mavi bir tunik ve sari himation giyer (Irmscher-Weyl Carr 1991: 1637) .

Paulus

1.yy.’da Tarsus’da Roma yurttasi olan yahudi anne-babadan dogan havari Paulus’un asil adi Saul’dur. Bayram günü 29 Haziran’dir (Irmscher-Kazhdan-Weyl Carr 1991: 1604). Sam’a gönderilerek, orada yasayan küçük bir hiristiyan toplulugunu yoketmesi istenmis ancak, orada gökte birden bir isik gören Saul’un gözleri kör olmustur. Bir ses „Saul, Saul! Bana ihanet ediyorsun“ der. Saul „Kimsin?“ diye sordugunda, ses „Ben Isa’yim“ diye cevap verir. Saul, gözleri iyilesince vaftiz olur ve Paulus adini alir. Filistin’de tutuklanir, imparator Neron’a götürülmek istenir. Bu amaçla Roma’ya gönderilen Paulus burada hapsedilir ve kiliçla sehit edilir. Petrus’la birlikte hiristiyan kilisesinin kurucusu olarak kabul edilen Paulus’un isareti bu nedenle kiliç veya mektup tomaridir (Cömert 1980: 125).
Acta Pauli et Theclae’da „kisa boylu, saglam yapili, kavisli bacakli, çiplak basli, kaslari birlesik, hafif kemerli burunlu“ olarak ayrintili biçimde tanimlanan Paulus tasvirlerinde kahverengi saç ve sakallidir. Bir çok eserde Petrus’la birlikte Isa’nin iki yaninda tasvir edilir (Eyice 1962: 2).

Andreas

Petrus’un kardesi olan havari Andreas’in bayram günü 30 Kasim’dir. Paphlagonia, Kafkasya ve Karadeniz kiyilarina seyahatler yaparak hiristiyanligi yaymaya çalisan Andreas, ayni amaçla Roma’ya gittiginde vali tarafindan tutuklanir ve iskence edilerek X biçiminde bir çarmiha gerilerek öldürülür (Irmscher-Kazhdan-Weyl Carr 1991: 92).
Tasvirlerinde beyaz saçli ve sakallidir . Genellikle kendisi gibi balikçi olan kardesi Petrus’la balik avlarken Isa’nin çagirdigi anda tasvir edilmistir (Irmscher-Kazhdan-Weyl Carr 1991: 92).

Bartholomeus

Bayram günü 11 Haziran olan Bartholomeus, hiristiyan ögretisini Anadolu’da yaymaya çalismis ve Philippus’la birlikte Hierapolis’te martir olmustur. Bartholomeus’un Hindistan, Etiyopya veya Arabistan’a da gittigi söylenir. 7.yy.’a ait Ermeni metinlerinde ise Ermenistan’da öldügü ve gömüldügü yazmaktadir (Kazhdan 1991: 259).

Philippus

Havari ve aziz olan Philippus’un bayram günü 14 Kasim’dir. Pentekosttan sonra Iskit ülkesine ve Frigya’ya gitmis buralarda hiristiyanligi yaymistir. Gnostiklerle birlikte gündeme gelen Philippus yukarida da belirtildigi gibi Hierapolis’de Bartholomeus ile birlikte martir olmustur. Kültü 6.yy. basinda gelismis, Philippus’un isleri Latince, Süryanice, Ermenice ve Habes diline çevrilmistir. Daha sonraki yazarlar da Philippus’un mucizelerinden ve islerinden söz ederler. Sinai’de 10.yy.’a ait ünik bir ikonasi bulunmaktadir. Burada Isa tarafindan kutsanirken gösterilmistir. Genellikle fildisi levhalar ve resimli el yazmalarinda diger havarilerle birlikte görülür (Irmscher-Kazhdan-Weyl Carr 1991: 1651-1652). Basindan geçen olaylardan birinde; bir melek Philippus’a Kudüs’ten Gaza’ya inen yoldan çöle gitmesini söyler. Philippus, burada Kudüs’e tapinmaya gelen Habes kraliçesi Kandaki’nin vezirine rastlar. Vezir Isaya Peygamberi okumaktadir. Kutsal Ruh Philippus’a vezire katilmasini, ona yol göstermesini ister. Birlikte yola çikarlar, bir suyun yanina geldiklerinde Philippus veziri vaftiz eder. Sudan çiktiklarinda kutsal ruh Philippus’u alip götürür ve vezir artik onu göremez. Bu olay II. Basileios Menologyasi’nda tasvir edilmistir.
Azizin mezar yapisi Hierapolis’de (Pamukkale) bulunmaktadir. Yapi surlarin disinda yüksek bir tepenin üzerinde, diger yapilardan uzakta kente hakim bir yerdedir. 5.yy.’da insa edilen yapi kare içinde sekizgen planlidir. Dik eksenlerde olmak üzere 4 girisi olan yapi kesme tasla insa edilmistir. Ziyaret yeri, hac merkezi veya sifahane oldugu birçok ek mekanin varligindan anlasilmaktadir .

Thomas

Bayram günü 6 Ekim olan havari Thomas’dan, Yahya Incil’inde „süpheci Thomas“ olarak bahsedilir (Irmscher-Kazhdan-Weyl Carr 1991: 2076). Isa öldükten 3 gün sonra yeniden dirilip havarilere göründügünde orada olamayan Thomas Isa’nin dirildigine inanmaz. Sekiz gün sonra havariler yeniden biraraya gelir, aralarinda Thomas da vardir. Isa içeri girer ve Thomas’a „Koy parmagini suraya ve bak ellerime! Ver elini, koy bögrüme! Süpheci degil, inançli ol!“ der (Cömert 1980: 114).

Tasvirlerde genellikle Isa’nin yaralarina elleri ile dokunurken görülür. Çesitli mucizeleri olan Thomas da inanci ugruna sehit edilmistir (Irmscher-Kazhdan-Weyl Carr 1991: 2076).

Büyük Yakup

Zebedi’nin oglu olan Yakup havari Yahya’nin agabeyidir. Bayram günü 15 Kasim ve 30 Nisan olan Yakup Filistin’de vaazlar vermis ve basi kesilerek sehit edilmistir (Irmscher-Kazhdan-Weyl Carr 1991: 1031).

Küçük Yakup

Alfeus’un ogludur. 9 Ekimde anilan Yakup sopa ile dövülerek sehit edilmistir (Irmscher-Kazhdan-Weyl Carr 1991: 1031).

Her iki Yakup da piskoposluk giysileri içinde bazen beyaz bazen kahverengi saçli olarak tasvir edilirler (Irmscher-Kazhdan-Weyl Carr 1991: 1032).

Yahya

Havari ve ayni zamanda dördüncü Incil’in yazari olan Yahya da Zebedi’nin ogludur. Isa’nin en sevdigi havarisi olan Yahya’nin bayram günü 26 Eylül ve 8 Mayis’dir. Meryem öldükten sonra, Petrus’la birlikte Incil’i vaaz etmeye baslar. Anadolu’ya gelerek Efes’e yerlesir. Burada iki kez Imparator Domitianus (1.yy.) tarafindan öldürülmek istenir. Birincisinde zehirli bir kadeh verilir ancak zehir yilan biçiminde disari çikar, ikincisinde yag kaynayan bir kazana atilir ancak, hiç bir sey olmadan kazandan çikar. Bu mucizelerin ardindan Patmos adasina sürgün edilir. Yaslandiktan sonra döndügü Efes’te ölür (Irmscher-Kazhdan-Weyl Carr 1991: 1043).

Mezarinin üzerine 2.-3.yy.’da basit bir mausoleum yapilir. Dört paye ile sinirli, kare planli, dört yani açik, üzeri çapraz tonozla örtülü bir yapidir. Bu yapi kisa süre sonra bir apsisle genisletilir. 4.yy.’da mezar merkez alinarak haç planli bir kilise insa edilir. Bati, kuzey ve güney haç kollari üçer, dogu haç kolu bes nefli bazilika tipindedir. Bu dönemde yapinin örtü sistemi muhtemelen ahsap çatidir. Jüstinyen döneminde örtü sistemi kubbe olarak degistirilir. Yapi, merkezde, dogu-kuzey ve güneyde birer, batida iki olmak üzere alti kubbe ile örtülür. Sütun basliklarinda Jüstinyen ve Theodora’nin monogramlari dikkati çeker. Ayrica, bu dönemde Ayasofya’dan sonra Anadolu’da insa edilen en anitsal yapi olmasi nedeniyle de önem tasir .

Havari olarak tasvir edildiginde genç ve sakalsiz, Incil yazari olarak tasvir edildiginde ise beyaz saçli ve uzun sakalli olan Yahya’nin sembolü kartaldir (Irmscher-Kazhdan-Weyl Carr 1991: 1043) .

Lukas

Üçüncü Incil’in yazari olan Lukas’in bayram günü 18 Ekim’dir (Irmscher-Kazhdan-Weyl Carr 1991: 1256). Hem kendi adini tasiyan Incil’i hem de Resullerin Isleri’ni yazan Lukas Antakya’lidir. Aziz Paulus’la nerede karsilastigi bilinmemesine ragmen hep birlikte görülürler. Paulus’un ölümünden sonra vaazlarina tek basina devam etmistir (Cömert 1980: 124).
Ayni zamanda doktor ve ressam olan Lukas’in Yunanistan’da çarmiha gerildigi söylenir. Yasam öyküsü mucizeler ve tehlikeli yolculuklar içermeyen Lukas’in rölikleri II.Konstantius döneminde (4.yy.) Aziz Artemios tarafindan Istanbul’a getirilmistir. Meryem ve Isa’nin birçok resmini yapmis, bunlari dinleyicilerine göstererek hiristiyan olmalarini saglamistir. Isaretleri kanatli öküz ve incildir. Bati sanatinda bazen Meryem’in resmini yaparken de gösterilir (Cömert 1980: 124). Bizans sanatinda genellikle kahverengi kivircik saçli, çukur yanakli, kisa sakalli genç bir adam olarak tasvir edilmistir (Irmscher-Kazhdan-Weyl Carr 1991: 1256) .

Markus

Ikinci Incil’in yazari olan Markus’un bayram günü 25 Nisan’dir. Petrus’un katibi olarak, O’nun söyledigi sekilde Incil’i yazmistir (Irmscher-Kazhdan-Weyl Carr 1991: 1299). Bir gün, Markus Adriyatik kiyilarinda vaaz verirken firtina çikar ve gemisini kiyiya iter. Kendisine görünen bir melek orada Markus’un onuruna bir kent belirecegini söyler ki bu kent Venedik’tir. Daha sonra Iskenderiye’ye giden ve burada ölen Markus’un bedeni Venedikli denizciler tarafindan Venedik’e getirilir ve Markus kentin koruyucu azizi olur (Cömert 1980: 124).
Tasvirlerinde Incil’ini yazarken görülen Markus’un sembolü kanatli aslandir (Irmscher-Kazhdan-Weyl Carr 1991: 1299).

Matta

Vaftiz olmadan önceki adi Levi olan Birinci Incil’in yazari havari Matta’nin bayram günü 16 Kasim’dir. Iran ve Etiyopya’ya yaptigi yolculuklar bilinmektedir. Suriye Hierapolis’ine de gittigi ve burada öldügü söylenir. Sembolü melek olan Matta diger Incil yazarlari gibi çogunlukla Incil’ini yazarken tasvir edilmistir (Irmscher-Kazhdan-Weyl Carr 1991: 1315-1316).

Azize Thekla

Ilk kadin martir olan Thekla Ikonium yani Konya’da dogmus, 90 yasinda Kilikya bölgesinde Seleukeia yakininda ölmüstür. 1.yy.’da yasayan azizenin Bayram günü 24 Eylül’dür. Çok güzel bir kadin olan ve bundan nefret eden Thekla ailesini ve tüm asiklarini reddeder. Havari Paulus’un Filistin’den baslayarak batiya dogru hiristiyanligi yaymak için gerçeklestirdigi seyahatleri sirasinda Thekla O’nun ögrencisi olur. Acta Pauli et Theclae’da yolculuklari, basindan geçen maceralar ve mucizeleri anlatilir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 2033).
Havari Paulus, Konya’da vaaz verirken Thekla bu konusmalardan çok etkilenir, yemeden-içmeden üç gün üç gece bu vaazlari dinler. Bu durumdan endiselenen annesi, kizinin nisanlisindan yardim ister. Buna ragmen Thekla Paulus’dan ayrilmaya razi olmayinca Paulus’u tutuklattirarak zindana attirirlar. Bunu haber alan Thekla zindana girmenin bir yolunu bulur ve havarinin anlattiklarini dinlemeye devam eder. Thekla’nin kaçtigini ögrenen ve O’nu zindanda bulan annesi, „Bu ahlaksizi yakin! Bu adam tarafindan igfal edilen olunan bütün kadinlarin dehset duymasi için bu kizi sirkin ortasinda yakin“ der. Thekla odun yigini üzerine çikarilir ve atese verilir, fakat o anda yagmur baslayarak atesi söndürür (Eyice 1962: 2-3).
Thekla’nin mucizelerinden bir digerinde; Paulus ve Thekla Antiokheia’ya (Yalvaç) giderler. Sehrin zenginlerinden biri Thekla’ya asik olur fakat herkesin içinde reddedilince vali Thekla’yi vahsi hayvanlara atilarak ölüme mahkum eder. Fakat hayvanlar O’na hiçbir zarar vermez. Bu arada Thekla, kendi kendisini içi su canavarlari dolu bir su birikintisine atarak vaftiz eder. Thekla’yi öldürmeyi basaramayan Antiokheiali’lar sonunda iki hayvanin arasina baglayip parçalatmaya karar verirler ancak hayvanlari atesle ürkütmek isterken ates ipleri yakar ve Thekla yine kurtulur ve sonunda serbest birakilir (Eyice 1962: 4-5).
Konya’dan hareket ederek daha çok sinagoglarda hiristiyanligi yaymak için çalisan Thekla son olarak Silifke’de Meryemlik mevkiinde yasar ve burada ölür. Silifke’de eski kent surlari içinde adina yapilmis bir kilisenin bulundugu yerde bir kayaya gömülür. Daha sonra burasi bir merkez haline gelir ve önem kazanir. Bu kayada da bir mucize gerçeklesmistir: Thekla’nin mucizevi tedaviler yaptigi duyuldugunda yörenin doktorlari O’nu yok etmek için bir kaç adam tutarlar, tam bu adamlarin eline geçecegi sirada kaya yarilir ve Thekla salini birakarak yarikta kaybolur (Eyice 1962: 6).
Azize Thekla’nin yasam öyküsünde ilginç olan hiristiyan oldugu için degil, bazi Roma kanunlarina göre suç sayilan hareketler yaptigi için ölüme mahkum edilmesidir (Eyice 1962: 11).
6-7.yy.’a tarihlenen Misir ampullarinda; arenada vahsi hayvanlar arasinda görülür . Daha sonraki tasvirlerinde Paulus’la iliskisini gösteren ve havarilerin atribüsü olan bir kitap tasir. Simeon Metaphrates’in Menologyasi’nda, vahsi hayvanlarla çevrilmis olarak veya kayadaki yarikta son görünüsü gibi anlatimci sahneler vardir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 2033-2034).
Thekla’nin yasadigi magaranin içine 4.yy.’a tarihlenen bir kilise yapilir. Daha sonra magaranin üzerine kesin olarak bilinmeyen bir tarihte bir kilise insa edilir. 7.yy.’a ait bir kaynakta imparator Zenon’un (474-491) 476 yilinda kazandigi bir zaferin sonunda Silifke’de Azize Thekla adina bir kilise yaptirdigi belirtilmektedir. Bu kaynaga göre magaranin üzerindeki kilisenin 5.yy.’in 2. yarisinda insa edildigi kabul edilir. 73 x 39 m. boyutlarindaki anitsal yapinin günümüze yalnizca iç ve dista yarim daire planli apsisi ulasabilmistir. 3 nefli bazilika planindaki kilisenin örtü sistemi sütunlarin tasidigi ahsap çatidir. Malzemesi kesme tas olan yapinin oldukça sade bir görünümü vardi. Narteksi üç kemerli bir düzenleme ile disa açilan kilisenin apsisinin iki yaninda ise pastaphorium hücreleri bulunmaktaydi (Eyice 1962: 15-16).

Azize Barbara

Barbara’nin 3.yy.’da Misir, Heliopolis’te veya Izmit’te dogdugu söylenir. Bayram günü 4 Aralik’tir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 252). Zengin ve asil bir pagan olan babasi Dioskoros, Barbara’yi evlenerek kendisinden ayrilmasin diye bir kuleye kapatir. Yeni bir din olarak Hiristiyanligin dogusunu duyan Barbara, doktor kiligindaki bir rahibin kuleye girmesini saglayarak vaftiz olur (Cömert 1980: 122).
Bir gün babasi yokken kuleye üçüncü bir pencere açtirir ve babasi döndügünde ona yeni inancini anlatarak ruhun üç pencereden isik aldigini söyler. Bu duruma kizan babasi Barbara’yi yöneticilere teslim eder ve kizinin basini kendi elleriyle keser. Ancak, eve dönerken basina yildirim düsmesi sonucu ölür. Bu nedenle, Barbara topçu askerlerin koruyucu azizesi sayilir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 252; Cömert 1980: 122).
Bati sanatinda isareti genellikle üç pencereli bir kuledir. Bazen, elinde kutsal kâse ve ekmekle gösterilir. Çünkü ölürken, kendisi gibi sehit olan herkes için sarap ve ekmegin yardimini dilemistir. Bir diger isareti de Heliopolis’in simgesi olarak kullanilan tavus tüyüdür. Bu kentin simgesi anka kusu olmasina ragmen bati bu kusu tanimadigi için yerine tavus kusunu kullanmistir (Cömert 1980: 122).
Göreme’de, azizenin adini tasiyan kilise iki serbest destekli kapali yunan haçi planlidir. Bati, kuzey ve güney haç kollari besik tonoz; merkez mekan, bati haç kolu ve dogudaki iki köse mekani kubbe ile örtülüdür. Ana apsisi üçlü açikligi olan bir templon sinirlar. Duvarlarda kirmizi boya ile yapilmis haçlar ve çesitli geometrik motifler görülür. Ana apsiste Pantokrator Isa, kuzey haç kolunda Aziz Georgios ve Theodoros, bati haç kolunda ise Azize Barbara’nin tasvirleri vardir. Freskolar ile kilise 11.yy. ilk yarisina tarihlenir (Ötüken 1987: 48).

Aziz Babylas

Yaklasik 250 yilinda Antakya’da ölen azizin bayram günü 4 Eylül’dür. Kayserili Eusebios, Babylas’in Decius döneminde (249-251) Antakya’da bir hapishanede öldügünü söyler. Bu hikaye daha sonra gelisir: Antakyali Leontios’a göre (ö.357/8) Decius Arap imparator Philip’in kiliseye girmesini yasakladigi için Babylas’i öldürtmüstür. Simeon Metaphrates tarafindan yazilan Vitasinin minyatürlerinde yasli bir piskopos olarak tasvir edilmistir. Çogu kez de küçük ögrencileri ile birlikte bassiz olarak resmedilmistir. Minyatürlerden biri 4 sahnelik bir siklus içerir: bunlar; azizi küçük ögrencileriyle birlikte hapishanede otururken, sorguya çekilirken, kamçilanirken ve basi kesilirken göstermektedir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 243).
Öldügünde, Antakya’da 370-80 yillarina tarihlenen ve adini tasiyan kiliseye gömülmüstür. Günümüze ulasmayan yapinin yunan haçi planli oldugu bilinmektedir.

Aziz Georgios

Bayram günü 23 Nisan olan azizin dogum yeri hakkinda iki rivayet vardir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 834). Bir rivayete göre Kudüs yakinlarinda Lydda’da dogmus ve imparator Diokletianus zamaninda (284-305) yasamis, digerine göre Kappadokya’da dogmus ve yasamistir (Ocak 1991: 664). Kudüs’te dogdugunu kabul edenlere göre; Lydda bölgesinin valisi Dakianus’u ve maiyyetindekileri hiristiyan olmaya çagirmis ancak siddetli tepkiler görmüs ve agir iskencelerle öldürülmüstür. Kappadokya’da dogdugunu kabul edenlere göre ise; Roma ordusunda asker olarak çalismis ve Diokletianus zamaninda general olmustur. Ancak, hiristiyanligi kabul ettikten sonra bu dini yaymak için çalismis sonuçta Izmit’te basi kesilerek öldürülmüstür. Dolayisiyla iki ayri azizin mi söz konusu oldugu ya da ayni aziz için iki farkli bölgede, kültürel yapilarina göre iki ayri efsanenin mi yayildigi sorulari cevapsiz kalmaktadir (Ocak 1991: 664). Bir çok 6.yy. hacisi Georgios’un Lydda’daki mezarinin kültüne dikkati çeker. Georgios, Demetrios, Theodore Stratelates ve Theodore Teron gibi çok popüler bir asker azizdir . En iyi bilinen hikayelerinden biri ejderhaya karsi kazandigi zaferdir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 834-835). Bu rivayete göre; aziz Georgios Kappadokya’da putperest bir kral olan Selbios’un kizini kaçirarak sehrin suyunu kesen bir ejderha ile mücadeleye girer. Sonunda ejderhayi öldürerek hem kralin kizini kurtarir hem de suyu akitir. Bu mucizeyi gören kral ve halki hiristiyanligi kabul eder (Ocak 1991: 665).
Bu azizin kültünün bir önemi de Islamiyet’in Arap yarimadasi disina çikip Misir, Suriye ve Irak bölgelerinde yayilmaya basladigi ilk günlerden itibaren müslümanlar arasinda da kabul görmesi, hatta islamilestirilmis en eski hiristiyan kültlerden biri olmasindan ileri gelmektedir. Orta Dogu müslümanlari arasinda Cercis, Curcis veya Circis Nebi adiyla bilinir (Ocak 1991: 662). Aziz Georgios’un ejderhayi öldürmesi bu kültün müslüman Türk inançlariyla karismasinda araci olmasi nedeniyle de önem tasir. Azizin mucizelerinin 9.yy.’dan çok daha önce müslüman halk inançlarini etkiledigi görülmektedir. Azizin ölüm tarihi olan 23 Nisan (Gregoryen takvimine göre 6 Mayis) müslümanlarda Hidrellez’in yani Hizir Ilyas kültünün kutlandigi gündür. Bu nedenle özellikle Anadolu Türkleri aziz Georgios’u Hizir Ilyas ile özdeslestirirler. Beyaz atli, savasçi ve ejderha öldüren Aziz Georgios eski destanlardaki Türk kahramanlariyla da benzerlik gösterir (Ocak 1991: 666-670).
Aziz Georgios ile özdeslestirilen bir baska kahraman Sari Saltuk’tur. Evliya Çelebi 13.yy.’da Sari Saltuk’un kurdugu iddia edilen Kaligra tekkesini ziyaret ettiginde ejderha mucizesinin Sari Saltuk’a atfedilerek anlatildigini belirtir (Ocak 1991: 671).
Tasvir sanatinda genç bir savasçi olarak zarif giysiler içinde görülür. Saçlari sik ve kivirciktir. Kiliselerde, ikonalarda, fildisi levhalarda, el yazmalarinda ve sikkelerde sik sik tasvir edilen aziz çogu kez at üstündedir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 835) ve ejderhayi öldürürken tasvir edilmistir. Ejderhayi öldürdügü sahnelerde, bazen saray kiyafetleri içindeki Theodore Stratelates ile karsilikli tasvir edildigi de görülür .

Aziz Mamas

Bayram günü 2 Eylül olan aziz Büyük Basileios ve Nazianzos’lu Gregorius tarafindan yazilarinda övülmekle birlikte yaptiklari hakkinda bilgi verilmemistir. Her ikisi de Mamas’i geyik sütü kullanan, simdi bir metropolisin halkini otlatan fakir bir çoban olarak tanitir. Mamas’in pastoral yasaminin konulari arasinda hayvanlar da yer alir: Mamas vahsi hayvanlari yakalayip firlatir, aslanlar ve leoparlar onun ayaklari dibinde diz çökerler (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1277). Yasadigi yer ve zaman kesin olarak bilinmez. 17 yasinda çölde/kirda kesfedilmis, denemeye alinmis ve Aurelian döneminde (270-275) infaz edilmistir. Azizlerin hayatini anlatan Yunanca hikayelerden birinde Mamas’in Gangra’da (Çankiri), senatör Theodotos’un oglu olarak dogdugu ve 15 yasinda martir oldugu belirtilmektedir. Mamas’in hikayesinin Suriye ve Ermeni versiyonlari da bulunmaktadir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1278).
Mamas’in çok farkli tiplerde tasvirleri bulunmaktadir. Bazilarinda kisa bir tunik üzerine uzun bir pelerin giyer, elinde çoban asasi veya biçak tutar. Bazen koyunlarin arasinda ayakta durur. II.Basileios Menologyasi’nda ve diger takvimlerde karnindan mizraklanarak ölen azizin martir olusunu gösteren tasvirler tercih edilmistir. Nazianzos’lu Gregorius’un homilyesinde çoban olarak; diz çökmüs geyiklerle ya da hayvanlarin arasinda bir tepenin üzerinde otururken tasvir edilmistir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1278) .
Nigde-Aksaray, Mamasun köyünde adina yapilmis bir kilise bulunmaktadir. Yapi 19.yy.’da mucizevi bir olaylar dizisi sonunda bulunmustur. Bir Osmanli samanlik ve ahirinda ard arda garip olaylar meydana gelince yer kazilarak kaya kilisesi ve Aziz Mamas’in rölikleri ortaya çikarilir. Kilise kisa sürede Türk, Ermeni ve Rum’larin hac yeri olur. Özellikle hastaliklarina sifa bulmak amaciyla gelen hacilar azizin kemiklerinden medet ummuslardir. Röliklerin bulundugu gümüs kutu kemiklerin üzerindeki kaplamalarla birlikte bu yüzyilda kaybolmustur. Bugün Pir Semmas tekkesi olarak da taninan yapidaki kemiklerin kime ait oldugu bilinmemektedir. 19.yy.’da burayi ziyaret eden Carnoy ve Nicolaides’in röliklerin Aziz Mamas’a ait oldugunu belirtmesine ragmen, Lebides ve Hasluck azizin Kayseri’de gömüldügünü söyleyerek bu görüsü reddetmislerdir. Kapali Yunan haçi planli yapi bir kaya kilisesidir. Orta mekani kubbe, digerleri besik tonoz ile örtülü olan kilise 8-9.yy.’a tarihlenmektedir (Ötüken 1983: 9-12).

Aziz Menas

Aziz Menas’in bayram günü 11 Kasim’dir. Romanos’a göre Misirli olan Menas, Diokletianus döneminde (284-305) Frigya ordusunda hizmet etmis, hiristiyan oldugunu ilan ettikten sonra sehit edilerek martir olmustur. Menas’in martir olusu hakkinda çesitli rivayetler vardir. Iskenderiye’li Athanasios’a göre 295’de Kütahya’da, II.Basileios Menologyasi’nda da kullanilan baska bir yaziciya göre, Maximinus yönetiminde Iskenderiye’de martir olmustur. Menas kültü Misir kökenlidir. Çesitli mucizeleri de olan azizin bir hikayeye göre, tabutu Istanbul’a uçarak gelmistir. Rölikleri I.Basileios döneminde yeniden kesfedilen aziz hacilarin ve tüccarlarin koruyucusu olarak saygi görmüstür (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1339).
Menas’in tasvirleri Menas ampullalari, tas ve fildisi eserlerde görülür. Orijinal tasvirleri muhtemelen Abu Mina’daki mezarindadir. Menas, genellikle kisa tunik giymis, orans durusunda, iki yaninda birer deve olan genç bir adam olarak tasvir edilmistir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1339).
Menas ampullalari 5-7.yy. arasinda yapilmis ve Abu Mina’daki Aziz Menas Kompleksinde bulunmuslardir. Pismis topraktan yapilan bu haci siseleri yuvarlak, yassi gövdeli, boyun kisminin iki yaninda kulp bulunan kaplardir. Hacilarin memleketlerine mezarin sarnicindan alinan mucizevi-eulogia suyunu tasimalari için seri üretilmislerdir. 6-15 cm. yüksekliginde her iki tarafinda da figürlü tasvir olan bu ampullalarda Menas, genellikle orans durusunda, atribüsü olan diz çökmüs iki deve arasinda tasvir edilmistir. Bölgede bu tip ampullalarin yapildigi ve depolandigi bir atölye bulunmustur (Vikan 1991: 1340).

Azize Helena

Imparator Konstantin’in annesi olan azize Helena 250-257 arasinda Bithynia’da Drepanon’da (Yalova) dogmus, 330-336 arasinda Roma’da ölmüstür. Bayram günü Konstantin’le birlikte 21 Mayis’dir. Mütevazi bir kadin olan Helena Konstantius Khlorus ile tanisip onun cariyesi veya karisi oluncaya kadar bir han isletirdi. Evlendikten sonra gelecegin imparatoru Büyük Konstantin’i dünyaya getirmis, ancak kocasi Maximianus’un üvey kizi Theodora ile evlenince ondan ayrilmistir. Daha sonra, kocasi ölüp oglu imparator olunca saraya dönen Helena sarayda oglunun karisi Fausta’dan daha etkili olur. Trier sarayinda taç giymis olarak Fausta, Konstantin’in üvey kizkardesi Konstantia ve genç Helena (Crispus’un karisi) ile birlikte tasvir edilmistir. Dogum yeri olan Drepanon’un adi Helena’nin onuruna Helenoupolis olarak degistirilmis ve Helenopontus eyaleti olusturulmustur. Yaklasik 325’de Helena ve Fausta augusta ünvanini alirlar. 326’da Crispus’un infaz edilmesinden sonra, Helena’nin muhtemelen Fausta’nin öldürülmesinde rol oynadigi düsünülmektedir.
Arianizm’e egilimli olan Helena, 326’da Kutsal topraklara dogru hac yolculuguna baslamistir. Bu yolculuk sirasinda Beytüllahim’de Dogum, Kudüs’te Göge çikis kiliselerini yaptirdigi bilinmektedir. Istanbul ve Anadolu’nun bir çok yerinde kilise yapilmasini saglamis, buna karsin hayatinin son yillarini Istanbul yerine Roma’da geçirerek Via Labicana’daki mausoleuma gömülmüstür.
En önemli islerinden biri gerçek haçi yani Isa’nin gerildigi çarmihi bulmasidir, bu nedenle çogu kez oglu Konstantin ile birlikte gerçek haçin yaninda tasvir edilmistir (Gregory 1991: 909). Göreme’de H.Onouphorios/ Yilanli kilisenin duvar resimlerinde böyle bir tasviri görmek mümkündür (Ötüken 1987: 56) . Azize Helena’nin kültü Imparator VI.Konstantin ve karisi Eirene’nin kendilerini Büyük Konstantin ve Helena ile bir tutmalari nedeniyle özellikle 8.yy.’da gelismistir (Gregory 1991: 909).

Azize Euphemia

Baslangiçta Khalkedon ve Konstantinopolis, zaman içinde tüm Dogu kilisesi hatta tüm hiristiyan alemi için önemli bir azize olan Euphemia, 303 yilinda Khalkedon’da (Kadiköy) Romalilarin Tanri Ares adina düzenledikleri pagan bir festivale katilmayi reddettigi için tutuklanmis ve Priskos’un emriyle uzun süren iskencelerden sonra bir rivayete göre 16 Eylül 303’de öldürülmüstür (Kazhdan-Sevcenko 1991: 747). Bazi kaynaklara göre azizeye yapilan iskenceler arasinda; hapsetme, kirbaçlama, çarka baglama, atese atma, agir taslarla eziyet, vahsi hayvanlara atma, sivri sislerle sisleme ve kizgin izgarada yakmaktan söz edilir. Bu iskenceler kuskusuz daha sonraki tarihlerde kült yaratma çabalari ile abartilmistir. Sehitlik günü 16 Eylül olan Euphemia’nin bedeni Khalkedon’da kendi adina yapilan bir kilisedeki tabutun içinde muhafaza edilmis, ancak Tios’lu Konstantinos’tan anlasildigi kadariyla azizenin bedeni hiçbir zaman görüse açik olmamistir.
Khalkedon’un ilk hiristiyanlarindan olan Euphemia, Romalilar’in baskilarina karsi büyük bir direnis göstermis ve yerel hiristiyan cemaate öncülük ederek Khalkedonlularin sevgisini kazanmis ve burada giderek yerel bir kült olusmustur. Euphemia’nin ünü hizla yayilarak yalnizca Ortodokslarin degil, tüm hiristiyan dünyasinin önemli azizelerinden biri olmustur. Azizenin kültünün olusmasinda, kutsal bedeninin gerçeklestirdigine inanilan bir mucizenin rolü büyüktür. Euphemia’nin bedeninden sürekli akan kan, sagaltici etkisiyle mucizeler yaratarak sifa arayan insanlari buraya çekiyordu. Bu olaya 6.yy.da tanik olan tarihçi Evagrius söyle anlatir:
Euphemia’nin mezarinin sol tarafinda küçük kapilari olan bir delik vardir. Ucunda bir sünger
olan uzun demir çubuk buradan kutsal kalintilara dogru uzatilip birkaç kez çevrildikten sonra
çikartildiginda, süngerin kan ve pihti dolu oldugu görülmektedir“.
Konstantinopolis patrigi Theophylaktos (933-956), bu kan mucizesinin Euphemia’nin sehit edilisinin yildönümlerinde gerçeklestigini belirtir. Azize Euphemia kültünün Imparatorluk çapinda ün kazanmasi ve bir bakima resmileserek Imparatorluk kültü haline gelmesinde, sözü edilen mucizenin yani sira, 451 yilinda Khalkedon’da Euphemia kilisesinde toplanan Konsil’in de büyük payi vardir. Konsil kararlari imzalandiktan sonra Imparator Markianus kutsal sehit Euphemia’nin onuruna Khalkedon’a bagista bulunarak metropolitlik düzeyine yükseltmistir.
Tam olarak ne zaman yapildigi ve yeri bilinmemekle beraber çesitli kaynaklarda 4.yy. sonlarina dogru Khalkedon’da Euphemia adina yapilmis bir kiliseden sözedilir. Tarihçi Evagrios’a göre kilise bazilika tipindedir. Bazilikanin kuzeyine bitisik dairesel planli yapi (rotond), azizenin gümüs tabut içinde röliklerinin saklandigi martyriadir. 451 Khalkedon Konsili’nin toplandigi Euphemia Kilisesi, azizenin mezari üzerine yapilmisti. Bizans sanati arastirmacilarindan C. Mango, kilisenin Khalkedon’dan 1.5 km. uzakta oldugunu ileri sürer. R. Janin’e göreyse bazilika bugünkü Kadiköy, Yeldegirmeni sirtlarindadir ki bu görüs tarihçi Evagrios’un tanimina da uyar. Amasya’li Asterios kilisenin zengin mozaik ve fresko bezemeye sahip oldugundan; duvarlarda Euphemia’nin sehit edilisini anlatan resimler bulundugundan bahseder. Azizenin yasamindan 4 sahneyi ayrintili bir sekilde anlatir: bu sahneler; Euphemia’nin yargilanmasi, azizenin dislerinin çekilerek iskence edilmesi, hapsedilmesi ve büyük bir atesin ortasinda yakilmasidir. Birinci ve dördüncü sahne daha sonra Hippodrom’da insa edilen Euphemia Kilisesi’nde yeniden tasvir edilmistir. Euphemia için yapilan ilk kilise 7.yy. baslarinda Khalkedon’a saldiran Persler tarafindan yikilmistir. R.Janin Istanbul’da Hagia Euphemia adini tasiyan 5 kiliseden söz eder. Bu da Istanbul’da Azize Euphemia’ya verilen önemin bir göstergesidir (Akyürek 1999: 179).

Hippodrom’daki Euphemia Kilisesi :

Euphemia’nin rölikleri Khalkedon’daki kiliseden 615-626 yillarindaki Pers saldirilari sirasinda imparator Herakleios tarafindan Hippodrom’un bitisigindeki eski Antiochos Sarayi’nin kiliseye çevrilen kabul salonuna konmus ve kiliseye Euphemia adi verilmistir. Altigen planli yapinin her cephesi yarim daireler yani eksedralarla genisletilmistir. Dogudaki nis apsis olarak kullanilmis ve içine synthronon yerlestirilmistir. Önünde kiboriumlu altar, templon ve soleanin izi bulunmaktadir. Bu izlere göre kilisenin kutsal alaninin restitüsyonu da yapilmistir. Verisi olmamakla birlikte büyük olasilikla kilisenin bir ambonu da bulunmaktaydi (Akyürek 1999: 179-180).
1939 yilinda Hippodrom’un kuzeybatisindaki hapishane binasi yikildiginda üzerinde freskolar olan bazi duvarlar ortaya çikmis; arastirmaci A.M.Schneider yapinin Azize Euphemia Martiriumu oldugunu tesbit etmis ve 1942 yilina kadar kazi çalismalari devam etmistir. Kazi bölgesinin 4-5 m. yüksekliginde moloz ve toprak ile kapli olmasi yapinin en azindan duvarlarinin alt seviyede korunmasini ve planinin anlasilmasini saglamistir. 1948’de Adliye Sarayi insasi sirasinda yapinin bir kismi ne yazik ki yikilmaktan kurtarilamamistir (Akyürek 1999: 180).
Ikonoklast Imparator V.Konstantin döneminde (741-775) kilise ve azizenin rölikleri çesitli saldirilara maruz kalmis, naos cephanelik ve ahir olarak kullanilmistir. Theophanes’in anlattiklarina göre; 765’de Imparator V.Konstantin Euphemia’nin röliklerini tabutuyla birlikte denize atmis, ancak Tanri rölikleri korumus ve tabutun Lemnos adasina gitmesini saglamistir (Akyürek 1999: 180-181).
Ikonoklast dönemden sonra Imparatoriçe Eirene zamaninda Khalkedon piskoposu rüyasinda röliklerin Lemnos adasinda oldugunu ögrenir. Theophanes’in anlattiklarina göre; 22 yil sonra röliklerin geri alinarak Istanbul’a getirilmesi ile kilise yeniden azizenin kült merkezi olur. Kilise onarilip temizlenirken muhtemelen freskolar da yenilenmistir. Rölikler Bizans imparatorlugunun yikilisina kadar burada kalir (Akyürek 1999: 181-182).
1200 yilinda Istanbul’a gelen Rus haci Novgorod’lu Anthony’den, Euphemia’nin bedeninin sur disindaki bir kilisede muhafaza edildigi, Hippodrom’daki kilisede ise bos tabutunun bulundugu ögrenilmektedir (Akyürek 1999: 182).
1204-1261’de Latin istilasi sirasinda tahrip olan kilise 13.yy. sonlarinda yenilenerek freskolarla bezenmistir ki bu freskolarin bir kismi günümüze ulasmistir. 14.yy.’da Khalkedon Türklerin eline geçince kilise Khalkedon Metropolitligi’nden Istanbul Patrikligi’ne baglanir. 14-15.yy.’da Euphemia kültünün tüm Ortodokslar için önemini hala korudugu Istanbul’u ziyaret eden Rus hacilardan ögrenilmektedir. Yapinin yikilisi hakkinda fazla bilgi yoktur. A.M.Schneider’e göre islevini yitiren yapi 16.yy.da yikilmistir. Ancak muhtemelen fetihten sonra rölikleri Patriklik kilisesi olan ve bugün Fethiye Camii olarak bilinen Pammakaristos kilisesine götürülmüstür. Altin muhafaza içindeki kolu gibi bazi rölikleri bugün Patrikhane’de korunmaktadir (Akyürek 1999: 182).
Günümüze ulasan freskolarda tasvir edilen 14 sahnede azizenin yasam öyküsü izlenebilmektedir:
Bunlar; Euphemia’nin dogumu, Tahtta oturan azizenin karsisindaki bir gruba hitap etmesi, Mahkeme sahnesi ve eziyet edilen Hiristiyanlar, Tekerlek iskencesi, Azizenin firina atilmasina ragmen yanmamasi karsisinda Viktor ve Sosthenes adli askerlerin hiristiyan olmalari, Victor ve Sosthenes’in sehit edilmesi, Azizeye iskence edilmesi, Deniz canavarlarina atilmasi, Azizeye kurulan kurt tuzagi, Kirbaçlanmasi, Azizeyi testere ile kesmeye çalismalari, Aslanlara ve ayilara atilmasi, Euphemia’nin cenazesi ve son olarak Azizenin Khalkedon konsilindeki mucizesi.
Azize Euphemia’nin Theodore Psalter’i ve Simeon Metaphrastes’in Menologyasi’nda da tasviri bulunmaktadir. Bu tasvirlerde bakire bir martir olarak maphorion ve uzun bir tunik giymis olarak görülür. Iki el yazmasinda da arenada vahsi hayvanlarla çevrilmis olarak, Asterios tarafindan tasvir edildigi gibi yakilmasi için hazirlanmis odun yigini içinde çiplak veya basi kesilmis olarak tasvir edilmistir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 748).

Aziz Sergios ve Bakkhos

4.yy. basinda, Imparator Maximianus döneminde martir olan bu iki asker azizin bayram günü 7 Ekim’dir. Hiristiyanligi kabul ettikleri için asker elbiselerinden mahrum edilen azizler sehrin bir ucundan digerine kadin giysileri içinde teshir edilmislerdir. Imparator onlari Ziridler’in yasadigi bölgenin yakinina gönderir fakat burasi Maximianus’un etki alaninin disindadir. Böylece hiristiyan inancini yaymayi basarirlar. Ancak, Bakkhos Barbalisson’da kamçilanarak, bir kaç gün sonra da Sergios Rusafa’da basi kesilerek öldürülür. Sergios ve Bakkhos’a atfedilen asker aziz kimligi çok açik degildir, bu iki genç aziz asker kiyafetinden çok saray giysileri ile tasvir edilmistir. Bazen ellerinde uzun bir mizrak tutarlar. 7.yy. basina ait bugün Kiev’de bulunan bir Sinai ikonasinda ve Bizans dönemi kilise resim programlarinda tasvirleri görülür. Her iki aziz II.Basileios ve Simeon Metaphrates Menologyalarinda bassiz olarak tasvir edilmislerdir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1879). Ayrica, 7.yy.’a ait Kibris’ta bulunan gümüs bir kasede Sergios veya Bakkhos’u tasvir ettigi kabul edilen bir figür vardir. Çünkü figür imparatorluk korumalarinin kiyafeti ile tasvir edilmistir .
Istanbul’da Jüstinyen ve Theodora tarafindan adlarina ithaf edilmis bir kilise bulunmaktadir. Günümüzde Küçük Ayasofya Camii olarak taninan yapi plan açisindan Ayasofya’ya benzer. Kare içinde çapraz eksenlerde eksedralarla genisletilmis sekizgenden olusan kilise Istanbul’un en ünlü merkezi yapisidir. Yaklasik 531’de insa edilen kilisenin içinde arsitravda imparator ve imparatoriçenin adlarinin geçtigi bir kitabe bulunmaktadir. Yapi 16.yy. basinda II.Beyazit döneminde Bab-üs saade agasi Küçük Hüseyin Aga tarafindan camiye çevrilmistir. Sergios ve Bakkhos’un baslari ile diger röliklerin burada korundugu bilinmektedir (Mango 1991: 1879).

Aziz Panteleemon

Nikomedia’da dogan ve 305’de aziz bir ‚Anargyroi’di . Bayram günü 27 Temmuz olan Panteleemon pagan senatör Eustorgios’un ogluydu. Önemli doktorlardan Euphrosynos ile tip bilimi çalismistir. Hiristiyan rahip Hermolaos, Panteleemon’u Asklepios’un, Hippokrates’in, Galen’in ve imparator Maksimianus’un taptigi diger tanrilarin var olmadigina ikna etmistir. Panteleemon, hastalari Isa’nin adi sayesinde iyilestirdigine inaniyordu. Azizin mucizelerle hastalari iyilestirmesi ününün yayilmasina ve Imparator Maksimianus’un da öfkesinin artmasina neden oldu. Dogaüstü güçleri, azizin yapilan iskencelere dayanmasini saglamistir: içinde kursun kaynayan bir fiçiya atilmis fakat ates aniden sönerek kursun sogumustur; arenada vahsi hayvanlar saldirmak yerine azizin önünde diz çökmüsler, cellatlarin mizraklari balmumu gibi erimistir. Son olarak basi kesilmis, boynundan kan yerine süt akmis ve öldürüldügü yerdeki zeytin agaci ürün vermistir. Panteleemon kültü hem bati hem dogu imparatorlugunda popüler olmustur (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1572-1573).
Panteleemon, tasvirlerinde genellikle piramidal bir doktor kutusu tutar. Yasamindan çesitli sahneler Nerezi’de, Sinai’de bir vita ikonada ve Simeon Metaphrates’in Menologyasi’nda tasvir edilmistir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1573).

Aziz Artemios

Yaklasik 362’de Antakya’da ölen azizin bayram günü 20 Ekim’dir. Asil bir ailenin oglu olan Artemios 360 yilinda Misir valisidir. Arianizm taraftari olan Artemios’a hem paganlar hem de Ortodoks hiristiyanlar eziyet etmistir. Hiristiyan inançlari nedeniyle Imparator Julianus’dan sonra öldürülmüs, papaz yardimcisi bir kadin olan Ariste tarafindan ölüsü Istanbul’a getirilmis ve rölikleri Oxeia’daki (Sivriada) Ioannes Prodromos (V. Yahya) kilisesine konmustur. Röliklerinin iyilestirici gücü ünlü olmus: mucizeleri 660-668 arasinda azizlerin hayat hikayelerini anlatan anonim bir koleksiyonda toplanmistir. Artemios’un sifa verdigi hastaliklarin üzerinde özellikle durulmus ve kasap olarak, kasap aletleri ile hastalara müdahale ederken görünmüstür. Artemios’un mucizeleri Amasya, Frigya, Sakiz adasi, Rodos, Iskenderiye, Afrika gibi çesitli yerlerden hastalari Istanbul’a çekmistir. Kesin olmamakla birlikte Ioannes Prodromos kilisesinin ismi degistirilerek Artemios’a adanmistir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 194).
Artemios, Simeon Metaphrastes Menologyasi, Theodore Psalter’i gibi el yazmalarinda; asil bir martir olarak, Isa gibi kisa siyah sakalli olarak tasvir edilmistir. Duvar resimlerinde ise askeri yönünün agir bastigi görülür: asker elbiseleri içinde Merkourios ve Niketas gibi asker azizlerle çift resmedilmistir. Martir olusunu anlatan sahneler, Istanbul’daki mezarinin templonunda tasvir edilmisti. Ayrica II.Basileios Menologyasi’nda basinin kesilmesi, Athos manastirindaki 11.yy.’a ait bir el yazmasinda da yasam öyküsünden 8 hikaye tasvir edilmistir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 194).

Aziz (Büyük) Basileios

Kayseri piskoposu olan aziz Basileios yaklasik 329’da Kayseri’de dogmus, muhtemelen 1 Ocak 379’da yine burada ölmüstür. Bayram günleri 1 ve 2 Ocak’tir. Iki erkek kardesi; Nyssa’li Gregorius ve Sebaste’li Petrus da piskopostu, kizkardesi Azize Makrina ise örnek bir münzeviydi. Istanbul ve Atina’da aldigi egitimin temeli Hiristiyan ve klasik kültüre dayanan Basileios, egitimi sirasinda Nazianzos’lu Gregorius ile tanismis ve yasamlari boyunca arkadasliklari devam etmistir. Gelecegin imparatoru olan Julian da ögrencisidir. Hitabet ilmi ve manastir hayati ile ilgilenen Basileios, Misir ve Suriye’deki manastirlara yaptigi yolculuklardan sonra Anadolu’da Neokaiseria (Niksar) yakinina yerlesmistir (Baldwin-Kazhdan-Sevcenko 1991: 269).
Basileios manastir sistemine adini veren kisidir. Dogu Kilise Babalari’ndan olan Kayseri’li Basileios klasik gelenek ile hiristiyan inanci arasinda bir sentez yaratarak önemli bir rol oynamistir. Bu sentez daha sonra Bizans ilahiyatinin temel dayanagi olmustur (Talbot 1999: 165-166).
Basileios 4.yy. ortalarinda Kappadokya’da kurdugu manastir için kurallar hazirlamistir. Misir, Suriye ve Filistin’de gelisen manastir sistemini yeterli ve uygun bulmadigindan Pakhomios tarzi manastir sistemini çesitli degisikliklerle Anadolu’ya uyarlamaya çalismistir. Tarikat manastirlarindan yana olan Basileios tek basina yasamayi onaylamamistir. Basileios, Misir’in kalabalik manastirlarini gereginden büyük buldugu için de manastirlari küçültmüstür. Kesisin itaatkarligini en önemli erdem sayan Basileios çilekeslik ve nefsin köreltilmesinde asiriya varmayi yasaklamis, özel olarak oruç tutmak isteyen kesislerin baskesisten izin almasi kuralini getirmisti. Pakhomios sisteminden önemli bir ayricaligi Basileios manastirlarinin çöllerde degil kentlerde kurulmus olmasidir, böylece kesisler insanlardan uzak yasamak yerine, onlara yardimci olabilecek ve hiristiyan yasami hakkinda örnek teskil edecekti. Basileios’un rahip ve rahibeler için yazdigi Büyük kurallarinin uzun ve kisa olmak üzere iki versiyonu vardir ve en etkileyici yani Misir kesislerinin bagnazligindan ve sütun üzerinde yasayan Suriye’li stilitlerden farkli olarak ortaya koydugu ilimlilik ve pratikliktir. Bunda Yunan akilciliginin ve Eski Yunanlilarin benimsedigi „fazlasi zarar“ sözünün etkisi açiktir (Talbot 1999: 166-167). Bu kurallarin hem Bizans’ta hem de imparatorlugun disinda manastir sisteminin gelismesinde büyük etkisi olmustur (Baldwin-Kazhdan-Sevcenko 1991: 269).
Basileios, liturji yazari olarak bir kilise apsisinde piskoposlarin ayininde onlarin basinda muntazaman tasvir edilmistir. 7.yy.’a ait bir Sinai ikonasinda oldugu gibi tasvirlerinde sivri siyah sakalli ve dar yüzlüdür . Konya’li Amphilokios’un (pseudo) kaleme aldigi Vitasindan bazi olaylar Roma kiliselerinde 9-10.yy.’da tasvir edilmistir. Ayrica 9.yy.’da Paris Gregorius el yazmasinda çesitli sahneler tasvir edilmistir. Bu sahnelerden bazilari 11.yy.’a ait bir Homilye’de tekrar resmedilmistir. Ohri, Hagia Sophia kilisesinde kendi liturjisi sirasinda tasvir edilmistir. Bu konu Basileios liturjisinin metnini içeren rulolarin baslangicinda da görülür. Daha geç tasvirlerde, bugün Houston’da De Menil Koleksiyonunda bulunan 13.yy.’a ait bir ikonada oldugu gibi Vitasindan anlatimci sahneler vardir (Baldwin-Kazhdan-Sevcenko 1991: 269-270).
Ayrica; Ihlara vadisinde 12.yy.sonu-13.yy.basina tarihlenen Bezirhane veya Bezirana kilisesinde Nazianzos’lu Gregorius, Ioannes Khrysostomos, Athanasios ve Nikolaos gibi piskoposlarla birlikte apsis kubbesinde (Ötüken 1990: 45-46); Göreme, Kizlar kilisesinin üzerinde yer alan sapelin dogu duvarinda (Ötüken 1987: 46); resimleri 11.yy.’a tarihlenen yapilardan 27.nolu kilise, (Ötüken 1987: 56); H.Onuphorios (Yilanli) kilisesinde tonozun batisinda (Ötüken 1987: 56) ve 5.no.lu kaya üzerindeki kilisenin duvarlarinda (Ötüken 1987: 60) Aziz Basileios’un tasviri bulunmaktadir.

Aziz (Nazianzos’lu) Gregorius

27 Kasim 380-381 arasinda Istanbul, 382-384 arasinda Nazianzos piskoposu olan aziz 329 veya 330’da Nazianzos yakininda Arianzos’da (Gelveri yakini) dogmus, 390 yilinda dogdugu yerde ölmüstür. Bayram günü 25 Ocak’tir. Kappadokya’li kilise babalarindan olan Gregorius Büyük Basileios’un yakin arkadasidir. Kayseri ve Atina’da birlikte olmuslardir. Basileios gibi egitimini tamamladiktan sonra manastir yasamina giren Gregorius’un ayni adi tasiyan babasi da Nazianzos piskoposudur ve Gregorius babasinin ölümüne yani 374 yilina kadar ona asistanlik yapmistir. 379’da Istanbul’a gelir ve piskopos olarak atanir. 381 Istanbul konsilinde görevinden ayrilarak evine döner, son yillarini yazarak inzivada geçirir. Gregorius çok sayida eser vermis bir yazardir, 254 epigram içeren Yunan Antolojisini 8 kitapta toplamis, arkadaslari Basileios ve Nyssa’li Gregorius gibi siirler, söylevler ve bir çok mektup yazmistir. Mektuplarinin arasinda dini mektuplar olarak bilinen Apollinaris’in hiristiyan inançlarina aykiri düsünceleri hakkindaki sözleri de bulunur. Homilyesi (vaazlari); özel bayramlar üzerine uyarilari, aile ve arkadaslar için cenaze söylevleri, din adamlarinin görevleri ve sorumluluklari üzerine risaleler, dogmatik münakasalar için baskentteki meraka karsi elestirileri ve Imparator Julian’in ölümünün iki ayrintili açiklamasini içerir. Yasam öyküsü 7.yy.’da Rahip Gregorius ve Paphlagonyali Niketas David tarafindan yazilmistir (Baldwin-Kazhdan-Nelson-Sevcenko 1991: 880).
Gregorius’un fikirleri kisisel ve ferdidir; mesela hiç evlenmemistir, çocugu yoktur, ahlaki siirlerinin biri bir damadin zamansiz ölümü ve ailesinin acisina agittir (Baldwin-Kazhdan-Nelson-Sevcenko 1991: 881).
Nazianzos’lu Gregorius Homilye’sinin resimli iki kopyasindan biri 11.yy.’a ait Paris gr.510 no.lu yazma, digeri 12.yy. ortasina tarihlenen Sinai gr.339 no.lu yazmadir (Baldwin-Kazhdan-Nelson-Sevcenko 1991: 881).
En önemli üç kilise babasindan biri olan Gregorius kilise apsislerinde Ioannes Khrysostomos ve Büyük Basileios’un yaninda tasvir edilir. Ayird edici özellikleri saçsiz basi, saglikli yüzü ve köseli sakalidir . Homilyesinin kopyalarinda yazar Gregorius masasinda otururken bir Incilci gibi tasvir edilmistir (Baldwin-Kazhdan-Nelson-Sevcenko 1991: 881).

Aziz (Nyssa’li) Gregorius

Teolog ve genç kilise babalarindan biri olan aziz 335-340 arasinda Neokaiseria (Niksar) dogmustur. 394’den sonra ölen azizin bayram günü 10 Ocak’tir. Ailesinin 9 çocugundan biridir. En büyük agabeyi Büyük Basileios, kizkardesi Makrina’dir. 20 yaslarindayken beklenmedik bir sekilde görevinden ayrilarak Theosebeia adli bir kadinla evlenir ve söz söyleme sanati çalismalarina döner. Agabeyi Büyük Basileios Kayseri metropolitligine gönderildiginde Gregorius’u Nyssa (Kappadokya’da Sultanhisar) piskoposluguna atar. Ancak, Gregorius agabeyinin beklentilerini karsilamaz: Basileios onu kilise yönetiminde basitlik ve tecrübesizlik ile suçlar. Gregorius, 376-378 arasinda sivil yönetim ile mücadeleye giristiginde geçici olarak görevini birakmaya zorlanir. Imparator Valentianus öldükten sonra Nyssa’ya döner, ancak agabeyi Basileios yasadigi sürece bir çok seyden men edilir ve çok az yazar. 379’da Basileios öldükten sonra Gregorius’un politik ve edebi aktiviteleri artar: 379 Antakya synoduna katilir, kisa süre Sebasteia piskoposu olarak hizmet eder, 381 Istanbul Konsili’nde Nazianzos’lu Gregorius’u destekler, 383 ve 385’de imparatorluk ailesinin üyeleri için cenaze söylevleri verir, 394’de Patrik Nektarios tarafindan davet edildigi synoda katilir. Klasik edebiyati iyi bilen Gregorius Plato’ya büyük deger verir. Bilimsel problemlere ilgi duyar ve sik sik maddi, fizyolojik ve tibbi konularla ilgilenirdi. Bizanslilar Gregorius’a saygi duymus ve onu 787 Iznik Konsili’nde babalarin babasi olarak anmislardir. Fakat, Gregorius daima Kappadokyali iki kilise babasinin gölgesinde kalmistir (Kazhdan-Baldwin-Sevcenko 1991: 882).
Nazianzos’lu Gregorius’un Homilyesi’nde; sivri sakalli ve siyah saçli bir piskopos olarak tasvir edilmistir . Kiliselerin apsislerinde genellikle piskoposlarin ayininde görülür (Kazhdan-Baldwin-Sevcenko 1991: 882).

Aziz Ioannes Khrysostomos

26 Subat 398-20 Haziran 404 arasinda Istanbul piskoposu olan aziz 340-350 arasinda Antakya’da dogmus, 14 Eylül 407’de Komana’da (Tokat’in 10 km.kuzeydogusunda Gümenek) ölmüstür. Bayram günü 13 Kasim’dir. Rölikleri 20 Ocak’ta tasinmistir. Zengin bir ailenin çocugu olan Khrysostomos (altin dudakli), özellikle Libanios ve Tarsus’lu Diododros’dan iyi bir egitim almistir. Rahip olduktan sonra kisa süre çölde inzivaya çekilmis, Antakya’ya döndükten sonra 381’de diakon, 386’da rahiplige atanmis ve sevilen bir konusmaci olmustur. Istanbul’a davet edilerek Nektarios’un yerine piskopos olarak atanmistir. Yönetimde etkili olan Khrysostomos Agustos 403’de Khalkedon’da yapilan Oak synodunda görevden alinir. Kisa süre sonra baskentte halkin ayaklanmasi sonucunda geri çagirilir ancak 404’de Ermenistan’da Koukousos’a sürülür ve 3 yil sonra ölür (Baldwin-Kazhdan-Nelson 1991: 1057).
Ahlak, münzevi hayat ve bakirelik, münzevilerin birlikte yasamasi ve rahip evleri üzerine yazilar yazan azizin, sirk, tiyatro ve diger halk eglenceleri, araba yarislari hakkinda degerlendirmeleri vardir. Bir baska eseri Çocuklarin Egitimi adini tasimaktadir. Ataerkil çekirdek aileyi ideal bulur. Sosyal adalet duygusu güçlüdür. 21 homilyesi vardir. Ilk biyografisi Helenopolis’li Palladios tarafindan 425’de hazirlanmistir. Bu biyografi Roma’da anonim bir dogu piskoposu ile diakon Theodore arasinda geçen hayali bir diyalog tarzindadir (Baldwin-Kazhdan-Nelson 1991: 1058).
Khrysostomos homilyesinin resimlerinde; Khrysostomos yazar olarak incilci pozunda tasvir edilmistir, bazen omuzunun üzerinden uzanan Paulus veya Lukas ona ilham verir. Karakteristik özellikleri içe çökmüs yanaklari ve arkaya dogru uzayan basidir (Baldwin-Kazhdan-sevcenko 1991: 1058) . Ayrica, 10.yy.’a ait II.Basileios Menologyasi’nda röliklerinin tasinmasi, Washington D.Oaks Koleksiyonunda 14.yy. basina tarihlenen bir mozaik ikonada portresi ve çesitli anitsal resim sanati örneklerinde tasvir edilmistir.

Aziz (Yasli) Simeon Stilies

Yaklasik 389’da Kilikya bölgesinde Sis veya Sisa köyünde dogan aziz 24 Temmuz 459’da Antakya yakininda Qalat Seman’da ölmüstür. Bayram günü 1 Eylül’dür. Gençliginde çoban olan Simeon daha sonra Teleda manastirina baglanmis, fakat bu baglilik kisa sürmüstür çünkü azizin münzeviligi son haddindedir; örnegin, teninin üzerine palmiye liflerinden yapilmis bir cüppe giyer, öyle kabadir ki tenini keser/tahris eder. Kisa bir süre daglarda bir sarniçta, sonra 3 yil Telanissos’da küçük bir kulübede ve Qalat Seman daginda etrafi çevrilmis bir daire içinde kendini sag ayagindan bir tasa zincirleyerek yasar. Simeon ilk Stilit olmasi nedeniyle önem tasir ve ünü yayilarak bir çok milliyetten (Iranli, Ermeni, Iberyali) insan tarafindan ziyaret edilir. Simeon onlarin dokunuslarindan kurtulmak için 16 m. yüksekliginde bir sütun insa eder, vaazlarini bu sütunun üzerinden yapar (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1985). Simeon öldügünde vaftiz olmus Araplar tabutunu almaya çalisirlar fakat Aspar’in oglu Ardaburius onlari durdurur. Ölüsü Antakya’ya götürülmesine ragmen üzerinde yasadigi sütun bir tapinma ögesi olmaya devam eder (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1986).

Tasvir sanatinda iki stilit Simeon’u ayird etmek eger yazit yoksa oldukça zordur. Muhtemelen yasli Stilit Simeon’un tasvir edildigi eserler arasinda Louvre Müzesindeki gümüs levha, II.Basileios Menologyasi ki buradaki bir minyatürde çogunlugu Arap olan ziyaretçileri ile, digerinde annesi ve muhtemelen biyografisini yazan rahip Anthony ile görülür. Alisilmadik uzunluktaki anlatimci bir siklusu ise Kappadokya, Zelve’de bir kilisede ve Simeon Metaphrates’in (11.yy.) el yazmasinda karsimiza çikar. Bu yazmada gençlik yillari ve ölümünün tasvir edildigi sahneler bulunmaktadir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1986).

Aziz Onouphoris

Yaklasik 400 yilinda yasadigina inanilan ve münzevi olan azizin bayram günü 12 Haziran’dir. Dini kariyerine Misir yakininda, Hermopolis’de senobitik bir manastirda baslamis, daha sonra çöle giderek 60 yil tek basina yasamis ve burada ölmüstür. Yasam öyküsü çölde gezdigini ve Onouphorios’a rastladigini iddia eden Paphnoutios adli bir kesis tarafindan yazilmistir. Çiplak ve tüm vücudu tüylerle kapli Onouphorios hayatini ve yaptiklarini anlatmistir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1527).
Tasvirlerinde uzun beyaz sakalli, çiplak, genellikle vücudu saçlari veya bazen çöl bitkileri ile kapli olarak görülür. Göreme’de adini tasiyan kilisede bu tip bir tasviri bulunmaktadir (Ötüken 1987: 56).

Aziz (Akoimetos) Alexander

Yüksek rütbeli bir rahip yani arsimandrit ve aziz olan Alexander yaklasik 430 yilinda Bithynia’da Gomon’da ölmüstür. Bayram günü 20 Subat’tir. Buna ragmen Istanbul Synaxarionu’na yani bayram günlerini gösteren kilise takvimine dahil degildir. Adada dogmasina ragmen Istanbul’da yetismis ve yönetici kariyerine de burada baslamistir. Daha sonra Suriye’ye giderek münzevi olarak yasamis arasira Urfa, Palmyra ve Antakya gibi kentlerin islerine müdahale etmistir. Daha sonra bir grup müridi ile Suriye’den Istanbul’a dönmüs, Aziz Menas Kilisesi’nin yakinina yerlesmistir. Alexander’in politik girisimleri hükümetin ve yerel halkin düsmanligini kazanmasina neden olmustur. Kilise mahkemesi tarafindan cezalandirilan ve geçici olarak Rouphinianai’li Hypatios manastirina siginan Alexander daha sonra öldügü yer olan Gomon’a gitmistir. Alexander’in Vitasi 11.yy.’a ait bir el yazmasindan bilinmektedir. Muhtemelen Alexander’in ögrencisi olan anonim bir yazar tarafindan kaleme alinmistir. Alexander’in yasami kronolojik olarak pek açik degildir. Arastirmaci R.Janin yaklasik 405’de Istanbul’a geldigini ve 420 civarinda Akoimetoi manastirini kurdugunu iddia eder. Fakat Vitasinda Istanbul’a gelmeden önce 424-428 arasinda Antakya Patrigi olan Theodotos ile tartistigi belirtilmektedir. Dolayisiyla Vitaya göre 405 civarinda Istanbul’a gelmis olamaz. Ayrica yine Vitasinda manastirin Alexander’in ölümünden sonra kuruldugu belirtilmektedir (Kazhdan 1991: 59).

Ankara’li Aziz Neilos

Münzevi Neilos olarak da bilinen teolog aziz yaklasik 430’da ölmüstür. Bayram günü 12 Kasim’dir. Istanbul Synaxarionu’na göre I.Theodosius döneminde Istanbul valisi olarak görev yapmis daha sonra oglu Theodoulos ile Sinai’ye gitmistir. Neilos Yunanca, Süryanice, Ermenice, Latince gibi dillerde bir çok çalisma yapmistir. Iki önemli çalismasi vardir: otobiyografik „Hikayeler“ ve mektuplarin toplandigi corpus. „Hikayeler“ Arabistan ve Misir’da yasayan barbarlar hakkinda zengin etnolojik veriler içerir: sanat, ticaret ve tarim bilmedikleri, sadece savastiklari gibi. Mektuplarinin ana temasi mükemmellige giden yolda Isa’nin örnek alinmasi/taklit edilmesi, kutsal kilavuzu arayanlar için pratik ögütler ve Incil metinlerinin alegorik anlamlaridir (Baldwin-Kazhdan 1991: 1450).

Aziz Sabas

439’da Kappadokya’da Moutalaska’da dogan aziz 5 Aralik 532’de Kudüs’teki kendi manastirinda ölmüstür. Henüz çocukken, dogdugu köyün yakinindaki Flavianae manastirina girmis, yaklasik 456’da Filistin’e giderek Büyük Euthymios tarafindan mürit olarak kabul edilmistir. Iskenderiye’yi ziyaret ettigi sirada ailesi ile karsilasir ve ailesi O’nu devlet görevlisi olmasi için ikna etmeye çalisir. Bu istegi reddeden Sabas ailesinden biraz para alarak Filistin’e döner. 483’de Kudüs yakininda kendi manastirini kurar. Manastira, Ermenistan, Isauria ve baska bölgelerden kesisler gelir. Bu manastir, Kudüs patrikligi ve Filistin manastir sistemi için entellektüel ve kutsal bir merkezdir. Manastira Sabas biyografisinin yazari Skythopolis’li Cyril’den Sam’li Ioannes’e kadar etkin ve önemli ziyaretçiler gelmis, sayisiz bilgin ve yazar kütüphanesinde çalismistir. Manastir bugün hala ayaktadir. Sabas daha sonra 6 manastirin kurulusunu organize eder. Khalkedon Konsili’nin ögretilerini destekler fakat Istanbul’a gittiginde Monofizitizm’i desteklememesi için imparator I. Anastasios’u ikna etmeye çalisir. Aziz Sabas’in adini tasiyan liturjik bir typikon türü vardir. Yasam öyküsünü Skythopolis’li Cyril yazmistir. Bu Vita Filistin manastir sisteminin anlasilmasi için önemli bir kaynaktir. Sabas’in sifa dagitan mucizeleri de vardir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1823).
Anitsal resim sanatinda sik sik tasvir edilen Sabas, uzun sakalli yasli bir rahip olarak resmedilmistir. Özellikle aziz Euthymios gibi münzevilerle birlikte görülür (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1823).

Aziz Nikolaos

Yazili kaynaklardan tarihi kisiligi hakkinda sinirli bilgi edinilebilen Myra Piskoposu Aziz Nikolaos’un bayram günü 6 Aralik’tir. 812-842 arasinda yazilmis olan Vita per Michaelemden Patara’da dogdugu ögrenilmektedir. Ancak, kaynakta dogum yili belirtilmemistir. Yasamiyla ilgili en eski belge 6.yy’a tarihlenen Praxis de Stratelatesdir. Burada, azizin Konstantin döneminde Myra piskoposu oldugu belirtilmektedir. 565’e tarihlenen Sion’lu Nikolaos’un Vitasi Aziz Nikolaos’un Myra’da gömüldügünü belgeler. Yine bu metinde, Myra yakinindaki Sion manastirinin kurucusu ve basrahibi Sion’lu Nikolaos’un Myra’daki aziz Nikolaos’un mezarini ve Martirion’unu ziyareti ve azizin kutsandigi Rosallia gününde Myra’da bir sinod düzenlendigi anlatilir. Bu bilgilerden 6.yy.’da Nikolaos’un mezarinin önemli bir ziyaret yeri oldugu anlasilmaktadir (Ötüken 1994: 115). 10 Aralik 564’de ölmüstür. Evlenmek isteyen kizlara yardim etmesi ve deniz mucizeleri gibi bir çok mucizesi vardir. Bazi hikayeleri Büyük Konstantin ile baglantilidir: Büyük Konstantin’e rüyasinda görünmesi gibi. Ilginç olan azizin inanci ugruna martir olmamasidir. Teolojik yazilari yoktur (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1469). Buna karsin kültü Bizans’tan Italya’ya kadar yayilmistir. Röliklerinin 1087’de Bari’li tüccarlar tarafindan Bari’ye götürüldügü iddia edilmektedir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1470).
Tasvirlerinde basi saçsiz, düzgün, yuvarlak ve beyaz sakallidir . Piskopos giysileri içinde tasvir edilen aziz Nikolaos’un yasam siklusuna ait Anadolu’daki tek örnek Demre Aziz Nikolaos kilisesi freskolaridir.
Bu gün bir kismi Antalya Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen Kumluca hazinesi, Antalya’nin Kumluca ilçesi yakininda 1963’de köylüler tarafindan yapilan kaçak bir kazida bulunmustur. Gümüs kilise esyalarindan olusan hazinenin bir kismi yurt disina kaçirilmistir. Eserlerin büyük bir bölümü bu gün Washington D.C. Dumbarton Oaks Koleksiyonu, bazi parçalar ise Ingiltere ve Isviçre’de özel koleksiyonlarda bulunmaktadir. Eserlerin üzerindeki yazitlarda „Kutsal Sion“un adinin geçmesi nedeniyle hazinenin Sion manastirina ait oldugu düsünülmektedir. Manastirin yeri kesin olarak saptanamamakla birlikte çesitli görüsler vardir; Harrison Karabel’de, Sevcenko Myra yakininda olmasi gerektigini öne sürer (Harrison 1963: 119,122; Sevcenko 1984: 14). Nikolaos’un Vitasinda daglik bir bölgede bulunan manastira degerli kaplar, patenler ve samdanlar ithaf edildigi ögrenilmektedir. Sevcenko bunlari Kumluca’da bulunan hazine ile es tutar. Hazinede çok sayida dini esya ve aydinlatma araci bulunmaktadir. Yazitlarda adi geçen dört Piskopos bu eserleri Meryem ve Isa’ya ithaf etmistir. Farkli türlerde çok sayida eser içermesi, isçilik ve kalite açisindan ünik bir hazinedir .

Aziz (Genç) Simeon Stilies

521’de Antakya’da Urfa’li koku üreticisi bir ailenin çocugu olarak dogan aziz, 592’de Wondrous Dagindaki manastirda ölür. Bayram günleri 23 ve 24 Mayis’tir. Babasi 26 Mayis 526 depreminde ölünce Pila adinda daglik bir bölgeye gider, 7 yasinda bir sütuna çikarak stilit olur. 541’de Wondrous daginda baska bir sütuna geçer, daha sonra bunun yakinina bir manastir insa edilir. Simeon münzevilikle ilgili çalismalar yazar, bilinen iki mektubu vardir. Sam’li Ioannes, Simeon’un yasam öyküsünü yazar ve Kibris’da Konstantia piskoposu Arkadios’a ithaf eder. Simeon, stilit olmasina ragmen Istanbul’da gelisen olaylar ve Arap dünyasi ile de ilgilidir. Manastirda, hacilar için, üzerinde Simeon’un tasviri olan pismis toprak ve kursun hatira esyalari üretilirdi (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1986) .

Aziz Eutychios

Agustos 552-22/31 Ocak 565 ve 2 Ekim 577-6 Nisan 582 arasinda Istanbul patrigi olan Eutychios 512’de bir Frigya köyü olan Theios/Theion’da dogmus ve Istanbul’da ölmüstür. Bayram günü 6 Nisan olan azizin babasi Belisarios’un askerlerinden biridir. Istanbul’da egitim gören aziz daha sonra Amasya’da katholikos (basrahip) olmustur. Daha sonra Imparator Jüstinyen O’nu Menas’in yerine Patrik ilan etmis ve Eutychios 553’deki Istanbul Konsili’ni yönetmistir. Muhtemelen 558 civarinda imparator Jüstinyen ile Eutychios’un iliskileri bozulmaya baslar. Patrik’in Aphthartodosetizm’e karsi olmasi imparatorun öfkesini kazanmasina ve O’nu Amasya’ya sürgün etmesine yol açmistir. Eutychios öldükten sonra Imparator II.Justin tarafindan eski mevkii iade edilir. Eutchios’un „bedenin yeniden dogusu sorunu“ üzerine çalismalari vardir. Vitasi ögrencilerinden Eustratios tarafindan yazilmistir. Dinsel konulari içeren „vita“da Eutychios’un bazi mucizelerinden de bahsedilir. Bunlardan biri; Amasya’da özel bir evde bulunan ve Aphrodit’in hikayesini tasvir eden bir mozaigi tahrip ettigi için cin çarpan genç bir mozaik yapimcisini iyilestirmesidir (Kazhdan 1991: 759).

Aziz Maximos

Teolog olan aziz 580 yilinda dogmustur ve vaftiz adi Moschion’dur. Bayram günü 21 Ocak olan Günah Çikarici Maximos, rahip Michael Exaboulites tarafindan yazilan 10.yy.’a ait bir kaynaga göre Istanbul’da dogmustur. Süryanice biyografisi Maximos’un çagdasi Resaina’li Georgios tarafindan yazilmistir ve dogum yerinin Tiberias gölünün dogusundaki Hefsin’in bir köyü oldugu gibi bazi detaylari içerir. Maximos 13 Agustos 662’de Schiomaris’de ölmüstür. Michael asil ve dindar bir ailenin çocugu oldugunu söylerken, Georgios babasinin Samiriyeli bir tüccar, annesinin Iranli bir köle oldugunu belirtir. Maximos „Palaia Lavra“ manastirinda kaldiktan sonra Kudüslü Sophronios’un maiyyetine katilir ve sonunda Herakleios’un sarayinda asekretis (imparatorluk sekreteri) olur. Dini görüsleri kabul edilmedigi için Afrika’ya kaçar ve Monotheletizm’e karsi savas açar. 649’da Papa I.Martin’i destekler ve II.Konstans tarafindan imparatorluga ihanetle suçlanir. 655’de Trakya’da Bizye’ye (Vize), 662’de Lazika’ya sürülür ve orada ölür. 13 Agustos’ta rölikleri Istanbul’a getirilir (Kazhdan 1991: 1323).
Maximos çok sayida çalismalari olan bir yazardir. En önemli çalismalari; din egitimi, çilekeslik ve sevgi üzerinedir. Maximos teolojisinin özü „hiristiyan formlarinda mükemmel insan“ dir (Kazhdan 1991: 1324).

Aziz Menas

13 Mart 536-24 Agustos 552’de Istanbul patrigi olan aziz Menas Iskenderiye’de dogmus, Istanbul’da ölmüstür. Bayram günleri 25 ve 27 Agustos’tur. Kariyerine rahip ve Istanbul’da Sampson rahip misafirhanesinde xenodochos (yönetici) olarak baslamistir. Hikayeleri arasinda Jüstinyen’i tehlikeli bir hastaliktan kurtarmasi anlatilir. Papa I.Agapetus tarafindan rahip ilan edilmis ve Monofizitler ile Origenistlere karsi savasarak Roma ile iyi iliskileri korumaya çalismistir. 544’de „Üç Bab“a karsi Jüstinyen’in emirlerini desteklemis ve Papa Vigilius’un Istanbul’daki elçisi tarafindan geçici olarak aforoz edilmistir. 547-48’de papa „Üç Bab“i reddetmeye razi olmus ve adi Istanbul diptikonunda Menas’in adinin üzerine yazilmistir. 550’de nedense Papa Vigilius Menas’i tekrar aforoz etmistir (Kazhdan 1991: 1339).
Menas Okümenik Patriklerden biri ve Istanbul Romasi’nin (Constantinopolitan Rome) baspiskoposudur. Menas Jüstinyen’i yapi faaliyetlerinde de destekler; Hagia Sophia ve 12 Havari kiliselerinin vakiflarinin ve Iskenderiye patrigi Apollinarios ile birlikte Eirene kilisesinin vakfinin idarecisi olur. Menas’in anonim kisa bir Vitasi vardir ve bilgiler eksiktir (Kazhdan 1991: 1340).

Sykeon’lu Aziz Theodoros

Imparator Jüstinyen döneminde Galatia’da Sykeon’da dogan aziz, 613’de ayni yerde ölmüstür. Bayram günü 22 Nisan’dir. Bir fahise olan Maria ile imparatorluk habercisi ve Hippodrom’da develerle akrobasi gösterileri yapan Kosmas’in gayrimesru çocugudur. Theodoros’un dogumundan sonra annesi isini birakmistir. Temel egitimini aldiktan sonra münzevi olan Theodoros 2 yil demir bir kafes içinde yer altinda bir magarada yasamistir. Mucizeleri, cinleri kovucu ve hastalari iyilestirici özellikleri vardir. Sykeon’da bir manastir kurar ve Basmelek Mikael kilisesini insa eder ve Anastasioupolis piskoposluguna seçilir. Fakat daha sonra bu görevi birakir ve manastirina döner. Kudüs, Istanbul ve Sozopolis’e yolculuk yapar. Ögrencisi Georgios, köy yasami, topografisi ve politik tarih üzerine önemli veriler içeren yasamini yazar (Kazhdan 1991: 2045).

Studites Aziz Theodoros

Teolog, manastir sistemi kurucusu olan aziz 759’da dogmus, 11 Kasim 826’da ölmüstür. Ikona karsiti memur bir ailenin çocugudur. 780’de Bithynia’da aile manastiri olan Sakkoudion’a girer. Manastirin yöneticisi amcasi Sakkoudion’lu Plato’dur. 794’de hegoumenos (manastir yöneticisi) olur. Moekhian tartismalari sirasinda Imparator VI.Konstantin’e karsi geldigi için 795/6’da Selanik’e sürgün edilir. Konstantin’in maglup edilmesinden sonra manastira döner, 798’de ise Istanbul’a gider. Burada Studios manastirini yeniden kurar ve güçlü bir senobitik topluluk kurar (Kazhdan 1991: 2044-2045).

Dekapolis’li Aziz Gregorius

797’den önce Isauria Dekapolis’inde, Eirenopolis’de dogmus, 20 Kasim 841 veya 842’de ölmüstür. Temel egitimini tamamladiktan sonra 14 yil bir manastirda kalmistir. Manastirin arsimandriti Simeon, Gregorius’un dayisidir. Bundan sonra „gezgin“ dönemi baslamistir. Efes’te bir kis geçirmis, oradan Istanbul’a, Enez’e, Christoupolis’e, Selanik’e ve Korint yoluyla denizden Sicilya’ya gitmistir. Roma’da bir hücrede üç ay kalmis, Sirakusa’da bir münzevi olarak yasamis, Selanik’e dönmüs, oradan Olympos dagini ve Istanbul’u ziyaret etmistir. Gregorius’un Vitasi 842/3’den kisa bir süre sonra diakon Ignatios tarafindan yazilmistir. Gregorius ikinci Ikonoklasm döneminde yasamis, fakat inançlarindan dolayi eziyet görmemistir. Yazar, azizden „kamçi/dayak izi olmayan bir martir“ diye sözeder. Gregorius ilahi isigin görünmesinden ve mucizeler yaratmaktan zevk alirdi. Mucizelerinden birinde; bir Sarazen Gregorius’u öldürmeyi dener fakat eli birdenbire kurur. El yazmalarinda ve anitsal resimlerde az sayida tasviri vardir. Bunlarda; düzgün, yuvarlak beyaz sakalli bir rahip olarak tasvir edilmistir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 880).

Amasra’li Aziz Georgios

Amasra yakininda bir kasabada dogan aziz, 802-807 arasinda Amasra’da ölmüstür. Bayram günü 21 Subat olan aziz yörenin yerlisi asil bir ailenin çocugudur. Georgios genç yasta kilise yönetiminde görev almistir. Sonra, Agrioserike manastirinda münzevi olarak yasayan aziz daha sonra Bonyssa’nin senobitik topluluguna katilmistir. Patrik Tarasios yaklasik 790 yilinda, imparatorun baska bir adayi olmasina ragmen Georgios’u Amasra piskoposu olarak atamistir. Azizin yasami 10.yy.’a ait bir el yazmasinda kayitlidir: biyografisini içeren bu yasam öyküsünde ayrinti yoktur, bir kaç mucizesini tasvir eder. Bu mucizelerden birinde; Amasra’ya saldiran barbarlar azizin mezarini yagmalamayi denemis ancak basarili olamamislardir (Kazhdan 1991: 837).

Stilit Aziz Lukas

Anatolikon’da Attikom’un bir köyünde 879 veya 900 civarinda dogmustur. 11 Aralik 979’da Khalkedon’da ölen aziz köylü-askerlerden olusan bir ailenin çocugudur. 18 yasindayken Bulgarlara karsi askeri bir sefere katildigi, 24 yasinda rahip oldugu ancak uzun yillar orduda kaldigi bilinmektedir. Aziz, sadece yabani otlari yer, yerde uyur ve zirh giyerdi. Bir süre Olympos daginda Aziz Zacharias manastirina kapanir sonra Istanbul’a gider son 42 yilini Khalkedon’da Eutropius sütununun üzerinde oturarak geçirir. Yasam öyküsü ölümünden çok kisa bir süre sonra yazilmistir. Istanbul ve kiliseler azizi büyülemekle birlikte Istanbul’un elit kismindan uzak kalmis nadiren yüksek siniftan insanlara hitap etmistir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1253). Lukas’in müridleri çogunlukla rahipler, tüccarlar, küçük memurlar ve balikçilardir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1254).
Aziz Lukas’in çok az tasviri bulunmaktadir. Muhtemelen hiç bir metinle birlikte verilmeden anonim bir stilit olarak tasvir edilmistir. II.Basileios Menologyasi’ndaki tasvirde; sütunu Bogaziçi’ni temsil eden suyun içindeki platformun üzerine yapilmistir, kiyida adina yapilmis kilise görülmektedir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1254).

Aziz (Genç) Basileios

26 Mart 944’de Istanbul’da ölen azizin kökeni ve kariyerinin erken dönemi hakkinda bilgi yoktur. Vitasina göre Anadolu’dan Istanbul’a imparatorluk görevlisi olarak getirilmistir. Samonas tarafindan sorguya çekilmis, kamçilanmis ve denize atilmis, fakat mucizevi bir sekilde yunus baliklari tarafindan korunmustur. Basileios’un Istanbul’a gelis tarihi 896 olarak bilinmektedir ancak Vitasindaki kronolojiye göre güvenilir bir tarih degildir. Basileios hiç bir manastir kurulusuna tabi olmamis, özel evlerde, mesela Ioannes adli bir adam ve karisi Helene’nin evinde, daha sonra primikerios Konstantin ve Gongylas kardeslerin evlerinde yasamis, ahlak ilmi üzerine vaazlar vermis ve mucizeler göstermistir. Basileios’un Vitasi, ruhani sifati olmayan, çagdasi hadim Epiphanios’un ögrencisi, halktan bir kisi olan Gregorius tarafindan yazilmistir. Vitada dikkat çeken hikayelerden biri; uzun yillar Basileios’a hizmet eden dindar Theodora’nin hayalidir: Theodora’nin ruhu cennete yolculugu sirasinda gümrükten geçer, sonra Theodora ilahi Kudüs’ü ve günahkarlarin cezalarini görür. Vitasinda açikça anti-Semitik (Yahudi karsiti) bir egilim vardir; Basileios’a göre, Eski Ahit’in onlarin tapinmasina ve Tanri’nin hiristiyan kavramina yakin olmalarina ragmen bütün Yahudiler ebedi cezaya mahkumdur (Kazhdan 1991: 270-271).

Aziz (Genç) Meletios

Myoupolis’li Meletios olarak da bilinen aziz yaklasik 1035’de Kappadokya’da Moutalaske köyünde dogmus, 1105’de Boeotia’da Myoupolis manastirinda ölmüstür. Bayram günü 1 Eylül’dür. 15 yasinda Istanbul’a gitmek için köyünü terk etmis ve manastir münzevisi olmustur (Kazhdan 1991: 1333). Daha sonra Thebes yakininda Aziz Georgios euklerionunda yasamaya Boeotia’ya gitmistir. Filistin, Roma ve belki de Ispanya’ya kadar uzun bir hac yolculugu yapmistir. Yaklasik 1081’de Symboulon manastirini (Hosios Meletios) ele geçirmis ve I.Aleksios ilk yil 422 altin sikke bagislamistir. Meletios’un biyografisi Methone’li Nikolaos ve Theodoros Prodromos tarafindan yazilmistir. Her ikisi de politik olaylar ve seçkin kisiler ile Meletios’un iliskileri hakkinda zengin bilgiler verir. Iki yazarin anlattiklari ve kronolojileri her zaman ayni degildir ve yaklasimlari farklidir. Nikolaos, Meletios’un cemaati için yaptigi islere önem vermistir: mesela; Meletios’un manastiri yangindan kurtarisini ve manastirin bahçesinden hirsizlari kovusunu anlatir. Prodromos ise, daha hos ve tuhaf olaylardan bahseder; mesela yolculuklarinda basindan geçenleri, Meletios’un Teb’li asil bir kadin tarafindan nasil ayartilmaya çalisildigini anlatir. Ayrica, Istanbul’lu bir asilin oglu olan Noah’in Meletios’a yaptigi eziyetlerden sadece Prodromos bahseder (Kazhdan 1991: 1334).

Galesios’lu Aziz Lazarus

Vaftiz adi Leo olan aziz, Menderes Magnesiasi yakininda dogmus, 7 Kasim 1053’de Galesios daginda (Efes-Alamandag) ölmüstür. Köylü bir ailenin çocugu olan Lazarus temel egitimini tamamladiktan sonra Antalya’da ve daha sonra Filistin’de Aziz Sabas Manastiri’nda kalmistir. Döndükten sonra Efes yakininda Galesios daginda üç manastir kurmus ve sütun üzerinde yasamini devam ettirmis yani stilit olmustur. Cemaatinin temeli tek basina yasam prensibiydi. Lazarus’un ögrencilerinden kellarites Gregorius’un kaydettigi biyografisinde; bir kaç doga üstü mucize vardir buna karsin günlük yasamin detaylarina ait bir çok zengin küçük hikaye içerir (Kazhdan 1991: 1198).

Aziz I. Athanasios

Ekim 1289-Ekim 1293 ve Haziran 1303-Eylül 1309 arasinda iki kez Istanbul patrigi olan Athanasios azizlik derecesine ulasmistir. Yaklasik 1235 yilinda Edirne’de dogan aziz, 1315 civarinda Istanbul’da ölmüstür. Bayram günü 28 Ekim’dir. Genç Athanasios münzevi bir kesis olarak bir manastirdan digerine gitmis, Athos’un kutsal daglarinda, Auxentios (Istanbul), Latros (MIlet), Galesios (Efes) ve Ganos’da (Trakya) ikamet etmis ve kutsal topraklara hac ziyareti yapmistir. 1282’den kisa bir zaman sonra imparator II.Andronikos, Athanasios’u Istanbul’un Xerolophos tepesindeki bir manastira yerlestirmis ve daha sonra patrik ilan etmistir. Ancak bu ilk patrikliginden, kati manastir disiplininde tercih edilmeyen görüsleri nedeniyle azledilmistir. 10 yil sonra tekrar patriklik tahtina dönen Athanasios yeniden bu görevden alinmistir. Athanasios’un rehberliginde, 1304’de sinod yeni bir kanun çikarmis, 1306’da imparator tarafindan onaylanmistir. Haksizliklarin giderilmesi ve ahlaki degerlerin yükseltilmesini amaçlayan bu düzenlemeler: miras, mal-mülk gibi hukuki konulari, hamamlarin ve eglence yerlerinin açilis saatlerini, fuhus ve zina ile ilgili konulari içermektedir. Fakirlerin sikintilarini hafifletmeye çalismis ve yiyecek-giyecek dagitimini idare etmistir. Istanbul’da hububat fiyatlarinin ve eksiklerin tamamlanmasini kontrol edecek görevlileri atamistir. Bu zaman içinde imparatorun dikkatini çekerek onu etkilemis ve isteklerini kabul ettirmistir. Ölümünden sonra yerel kültü gelismis, popülaritesi artmis ve mezarinda bir çok mucizenin gerçeklestigine inanilmistir. 1368’den önce kutsalligi kabul edilmistir. Joseph Kalothetos ve Studite Theoktistos tarafindan yazilmis iki Vitasi bulunmaktadir (Talbot 1991: 218-219).

Aziz Phokas

Aziz Phokas’in bayram günleri 21-22 Eylül ve 22-23 Temmuz’dur. Kültü Amasya’li Asterios tarafindan ilan edilmistir. Onun anlatimina göre Phokas, Sinop’ta bahçivandir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1666). Hiristiyan oldugunu ilan ettikten sonra kendi mezarini kazmis ve basi kesilerek öldürülmüstür. Asterios Phokas’in martir oldugu dönemi açiklamaz. Bir baska hikayeye göre; Herakleia Pontike’de „çok asil“ bir gemi yapimcisinin ogludur. Phokas cinleri kovmus ve mucizeler göstermistir; özellikle gemilerin koruyucusudur (Asterios bu isi de bahçivan Phokas’a atfeder). Makedonya’dan gelen bir gemi Pontos kiyilari yakininda batma tehlikesi ile karsilastiginda, Phokas küçük bir tekneye binerek gemiye yaklasir ve üzerindeki giysiyi firlattiginda firtina aniden durur (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1667).
Simeon Metaphrates’in Menologyasi’nda piskopos olarak tasvir edilmistir, II.Basileios’un Menologyasi’nda ise bassiz bir piskopostur ve arkada kalintilari bir atesle aydinlanmaktadir. Phokas 22 Temmuz’da bahçivan olarak anilmasina ragmen, fildisi eserlerde ve anitsal resimlerde piskopos kimligi daha baskindir (Kazhdan-Sevcenko 1991: 1667).

Comments (1)

  1. Hi there! Quick question that’s totally off topic. Do you
    know how to make your site mobile friendly? My web site looks weird when viewing from my iphone 4.
    I’m trying to find a theme or plugin that might be able to fix this issue.
    If you have any suggestions, please share. Appreciate it!

Comment here