Bilinmeye Değer

Para’nın kısa tarihi

İnsanların henüz yerleşik düzene geçmedikleri dönemlerde para düşüncesi bilinmiyordu. Kendi gereksinimlerini kendileri karşılamaya çalıştıkları için mal değişimi veya malın değerini saptamak ancak yerleşik düzene (Neolitik) geçildikten sonra ortaya çıkmıştır.
Para, alış verişte kullanılan bir değişim aracıdır. Paranın özellikleri ise: Para bir değer ölçüsüdür. Örneğin bir kabın fiyatı 200.000.- TL. Bir tabağın fiyatı 10.000-TL. ise, burada malların birbirlerine olan karşılaştırılması yapılmış ve değerleri belirtilmiş olur.
Para, bir değişim aracıdır. Para sayesinde malların mallarla değiştirilmesi kolaylaşır. Çünkü mal önce para ile değiştirilir, yani satış işlemi gerçekleşir. Elde edilen para ile de istenilen mal alınır. Oysa malın malla değiştirilmesi (trampa/barter) sistemi güçlüklerle doludur. Çünkü trampada sizin gereksinim duyduğunuz malın karşı taraftan alınabilmesi için, karşı tarafın da gereksinim duyduğu malın sizde olması gerekir.
Sikke ticarette ve günlük alış verişlerde ödeme aracı olarak kullanılan, ağırlığı ve içindeki değerli maden miktarı devlet tarafından üzerine konan resim ya da yazılarla garanti altına alınmış küçük madeni bir parçadır. Sikke bir anlamda, kendisini darbeden ve piyasaya süren toplumun (devletin) bağımsızlığına işaret eder. Sikke ile para arasındaki farkı, her sikkenin bir para olduğu, fakat her paranın bir sikke olmadığı deyimiyle özetleyebiliriz.
İnsanlar önce değeri, değerlendirmeyi; sonra tartmayı yani ağırlığı saptamayı ve son olarak da metali damgalamayı öğrendi. Özetle, insanlığın değiş tokuş¬tan metal sikkelere doğru bir gelişim gösterdiği söylenebilir. Metalin, Mezopotamya, Mısır ve Hint vadisinde yeşeren uygarlıklarda değişim aracı olarak kullanıldığına dair kanıtlar vardır. Uygarlık, metalin keşfi ve kullanımıyla doğrudan ilişkilidir.
İ.Ö. 3. binyıl sonunda (21. yüzyıl), III. Ur sülalesi döneminde zengin bir Sümer kenti olan Nippur’da ele geçen yazılı tabletlerde ödünç alıp verme ile hububat ya da hayvanlara dayalı ödemelere ilişkin açıklamalar vardır. Fakat en çok “gümüş şekel”den söz edilmektedir. Gümüş gibi hububat ya da sığır da ya doğrudan ödeme aracı olarak, ya da onlara eşitliği belirlenmiş şeyler için standart bir ölçü olarak kullanılıyordu. Zamanla gümüş hemen hemen evrensel bir ölçü durumuna geldi. Gümüş her zaman için saklanabilir, yeniden kullanılabilir ve parçalara ayrılabilirdi. Ve üstelik değeri sığır ya da hububat da olduğu gibi mevsim değişikliklerine bağlı değildi. Gümüşün ağırlık olarak kullanımı şekel sözcüğüyle doğrulanan bir uygulamadır. Fiil kökü olarak anlamı tüm semitik dillerde “tartmaktır. Bu yüzden özünde, daha sonra ‘‘birim’’ demek olacak ağırlık ölçüsü anlamı vardır. Bu gerçekte Grek talentiyle eşittir.
Mısır’daki ekonomik sistemde esas ödeme aracı altındı. Çünkü bu değerli metal Afrika’nın kuzeydoğusunda bol miktarda vardı. Herodotos’un bize naklettiği öyküde biraz gerçek payı olabilir. Herodotos (III.23) Ethiopialılarda bakırın çok az olduğunu, altının ise mahkûmları altın zincirle bağlayacak kadar çok olduğunu söylemektedir.
Kuzey bölgelerinde ödeme hesapları sığırla yapılmasına karşın Mısırlılar ve Mezopotamya halkları altın, gümüş, elektron ve tunç kullanıyordu. Nil ve Babilonya’dan yola çıkan tüccarlar Hititlerle, Fenikelilerle, Giritlilerle, adalarda yaşayanlarla ve Ege kıyılarındaki topluluklarla ilişkilere girmişlerdi. Mısırlılar imal edilmiş ürünler, keten ve boyalı yünün yanısıra altın ve elektrondan ticarî amaçlı yüzükler getiriyorlardı; Hititler gümüş ve sığırla; Kıbrıslılar da bakır külçeleriyle ticarette yerlerini almışlardı. Bü¬tün bu gelişen ticaret ilişkileri ödeme aracının sığır ya da hayvan yerine metal çubukların geçmesini kolaylaştırmıştır. Altın ve gümüş çubuklardan parça koparmak daha kolaydı, ufak ödemelerde gerekliydi de. Bir öküzü ikiye ayırmak zor gelmiş olmalıydı!
Latincede para anlamına gelen Pecunia sözcüğü, hayvan anlamına gelen Pecus’tan türemişti. Fakat sığırla ödeme biçimi Homeros çağında artık yoktur.
İ.Ö. 15. ve 14. yüzyıllarda Mykenai’da hüküm süren bir kral sülalesinin gömülü olduğu Kuyu Mezarlarda altın¬dan bir dizi yüzük ve altın telden spiraller bulunmuştu. Bunlardan bazıları olasılıkla 8,5 gr.lık ufak bir altın talent ağırlığındaydı. Talente ilişkin bir pasajı yine Homeros’da bulmaktayız. Akhilleus, arkadaşı Patroklos onuruna düzenlenen cenaze oyunlarında kazananlara verilmek üzere çeşitli ödüller koymuştu. Koşu yarışında ilk ödül gümüş bir kaptı. İkinci ödül, büyük ve yağlı bir öküz, üçüncü ödül (yani son gelene verilecek olan) ise yarım altın talentti (İl. XXIII. 740-750). Buradan, Homeros çağında 1 altın talentin 1 öküze eşdeğer olduğu anlaşılmaktadır.
İ.Ö. 1600-1000 arasında tedavülde olan diğer bir para tü¬rü de ağır bronz ve bakır talentlerdi. Kazılarda altın talentlere göre daha çok sayıda bulunmuştur.
Bir yüzyıl daha erkene tarihlenen ve büyük Mısır fatihi III. Thutmosis’in hükümdarlığı dönemine (İ.Ö. 1501- 1447) ait Mısır duvar resimlerinde hem Giritlileri hem de Syrialıları benzer bakır külçeleri Firavuna vergi olarak getirirlerken görüyoruz. Bunlar firavunun hazinesinde saklanıyordu. Böyle büyük külçelerin (ingot) Knossos krallarının hazinelerini oluşturduğuna dair kanıtlar vardır. Knossoslu kâtipler bu külçeleri önce tartıyorlar, sonra değerlerini saray arşivlerinde muhafaza edilen kil tabletler üzerine talent olarak kaydediyorlardı.
İ.Ö. 10. yüzyıldan itibaren madenlerin işlenmeden, tartılarak kullanıldığını görüyoruz. Bu para şekli Akdeniz dünyasında ve özellikle İtalya yarımadasında İ.Ö. 10. yüzyıldan İ.Ö. 3. yüzyıl başlarına değin kullanılmıştır. İşlenmemiş madenlerin para yerine kullanılmasını İ.Ö. 4. binyılda Mısır’da, İ.Ö. 3. binyılda Mezopotamya’da, İ.Ö. 2. binyılda Hititlerde görmekteyiz.
Sikke, metalden yapılan, ödeme aracı olan, ayan ve ağırlığı, üzerine konan resim ya da yazı ile devletçe garanti edilen paradır ve para tarihindeki gelişmenin son ürünüdür. Sikke, Batı ile Doğu arasındaki ticaret yollarının kavşak noktasında, ticaret açısından çabuk gelişmiş olan Batı Anadolu’da, Herodotos’un da bildirdiği gibi Lidya’da bulunmuştur (10 VII. yy ortalarında). Sikkenin bulunuşunun tarihlenmesinde» Efesos’taki kazılarda, Artemis Tapınağı’nın temelinde yapı adağı olarak bulunan sikkeler yardımcı olmuştur. Tapınak İ.Ö. 626’dan önce Kimmerler’ in saldırısında yıkıldığına göre, sikkeler daha önceki bir tarihtendir.
Sikkeler, üzerine ayar damgası vurulan elektron (beyaz altın) külçeciklerden doğmuştur. Doğada bulunan elektron içindeki altın oranı değişik olduğundan (% 30 – % 60 altın-, geri kalanı gümüş), külçenin üzerine ayar damgası vuruluyor¬du. Önce özel kişilerce damgalanırken, metal yataklarının hızla devletleştirilme¬sinden sonra, devletin damgası ile garanti edilmiştir, ilk sikkeler elektrondandır. Lidya’da, Tmolos Dağı’nda (Bozdağ) çok miktarda bulunan bu metal, Tholos’tan çıkan Paktalos Çayı (Sardes Çayı) ile aşağı sürükleniyordu. Sonraki aşamada çözüm yoluyla altın ve gümüş ayrılmış. Lidya krallarından Kroisos (İ.Ö. 560 – 546) tarihte ilk kez bu metallerden ayrı ayrı sikkeler bastırmıştır. Adını Kroisos’tan alan altın sikkelerin (Kroiseios) birimi “stater”dir. Bu Lidya sistemi (sikkenin ağırlık ve itibari değerinin kabul edilen ağırlık sistemine göre saptanması) sonradan Miletos kent devletince de kullanıldığından Lidya-Miletos sistemi adım almıştır. Yine Kroisos’un bastırdığı gümüş sikkelere’ “siglos” denilmekteydi. Lidya Devleti sınırları içinde basılan ilk sikkeler kalın ve baklaya benzer biçimdeydi, önyüzleri önce düz, daha sonra çizgili, sonra dal resimliydi, arka yüzlerinde ise dikdörtgen ve üçgen biçimli çukurlar (inkus) vardı. Tekniğin gelişimiyle sikkeler incelmiştir. Sardes’te basıldığı sanılan kral sikkeleri’nin önyüzlerinin kimilerinde krallık arması aslan, kimilerindeyse karşılıklı iki aslan, ya da bir aslan ile bir boğa olarak betimlenmiştir. Bunlar da genellikle ilk sikkeler’, gibi yazısızdır.
Sikkenin, bulunuşundan sonra kısa surede, öbür Akdeniz ülkelerine’ hızla yayılıp kullanılmasında Balı Anadolu’daki ticareti gelişmiş kentlerin (Efesos, Miletos, Kizikos) payı büyüktür. Ban Anadolu kentleri, Lidya ege¬menliği allında da kendi sikkelerini bastırmayı sürdürmüştür.
Makedonya Kralı Büyük İskender’le yeni bir dönem başlamış ve Doğu’nun Helenleşmesi, alım-satımın yaygınlaşma¬sı, dolaylı ya da doğrudan sikke basımını da etkilemiştir. Büyük İskender sikkeleri, Avrupa’dan başka Anadolu’da Lampsakos, Sardes, Miletos, Side ve Tarsus gibi kentlerin darphanelerinde de basılmıştır. İskender’in ölümünden sonra (İÖ 323) Anadolu’ya egemen olan ardıllarının sikkelerinde yer alan ve salt egemenliği simgeleyen hükümdar portreleri, kentle¬rin basımlarındaki çeşitliliği ortadan kaldırmıştır. Teknik de değişmiş, kalıpların hazırlanışı mekanikleşmiştir. İskender’in benimsediği Attika sistemi (drahmi= 4,37 gr) ardıllarınca da kullanılmıştır.
Sikkelerin gelişiminde önyüzlerdeki armaların yerini giderek tanrılara ilişkin simgeler alınış, sikkelerin her iki yüzüne de resim konmaya başlanınca bunlar arka yüze geçmiş, önyüzde ise kentlerin koruyucuları olan tanrı ya da tanrıçaların başları yer almıştır. Helenistik Dönem de önyüzde hükümdar portreleri betimlenince, tanrılar ya da simgeleri arka yüze geçmiştir. Bilimleriyle dönemlerinin özelliklerini yansıtan sikke betimleri, Klasik Dönem’in olgunluk evresinde tüm sanat dallarında olduğu gibi doruk nokta¬sına ulaşmıştır.
Başlangıçta çok az olan ve daha çok önyüzde ve sikke resminden arta kalan boşluğu doldurmak için kullanılan yazı (çoğunlukla sikke basan devletin adının birkaç harfi), önyüzde tanrı yer alınca,” arka yüze geçmiştir. Helenistik Dönem sikkelerinde bunlar birbirine ko¬şut, dikey ya da yatay 2 sıra halindedir. Yazı, genellikle Grekçedir. Ancak, Lid¬ya, Likya, Pamfîlya, Karya, Side ve Aramı harfleriyle yazılmış örnekler de vardır. Ekonomi amacı ile eski sikkelerin yeniden sürüme çıkartıldığı durumlarda basılan damgalar(kontramarklar) Üzerinde armalar görüldüğü gibi, kent ya da kişi adlarının monogamları ya da değer gösteren sayılar da bulunur. Anadolu’da, kent birliklerinin -de sikkeleri vardır; bunların basıldıkları kent üzerlerindeki monogamlardan anlaşılmaktadır.
Romalılar Dönemi’nde İÖ II. yy. başlayarak imparator Agustus’a (İÖ 27 -İS 14) değin uzanan sürede, Doğu’da da uygulanan yayılmacı politika sonucu, Helenistik devletler birer birer ortadan kalkmış, sikke basımı merkezileşmiş, her yerde Roma de narı (4,55 gr ağırlığındaki gümüş para», giderek ağırlığı ve içindeki gümüş oranı azalır, gümüş kaplı bakır paraya dönüşür) geçerli olmuştur. Batı’da Yunanistan dışında özerk ve yarı özerk kentlerin sikke basımı yasaklandığı halde, Anadolu’daki yaklaşık 33 kent yalnız tunçtan olmak koşulu ile sikke basımını sürdürebilmiştir. Eski çağda sikke, ekonomik işlevinin yanı sıra tarihin en eski iletişim aracıdır. Özellikle de İS l – III. yy. Anadolu’ da basılan tunç sikkelerin arka yüzlerindeki yazı ve betimler, olağanüstü zenginlikleri ile Anadolu’nun siyasal, sosyal, dinsel ve sanatsal tarihi açısından aydınlatıcı birinci elden kaynaklardır.
Günümüzde sık rastlanan kalpazanlığın köklerinin antik döneme dek uzandığını görmekteyiz; bazı şeyler hiç değişmiyor anlaşılan. En sık görülen sahte sikkeler, kaplamalar. Bronz veya benzeri bir metal kalıp pulunun üzeri ince bir tabaka değerli metalle kaplandıktan sonra, gerçeği gibi darbedilmişler. Daha olağan «resmi» ve özel sahtecilik yöntemleri arasında sikke alaşımının ayarını düşürmek veya sikkenin ağırlığını azaltmak sayılabilir. Zaman içinde sokaktaki adam paranın sahte olup olmadığını anlamak için basit ama etkili bir yöntem geliştirdi: Paraya derin bir çentik atma. Kalpazanlar bu denetim¬den de sıyrılma yolunu buldu ve kontrol çentikli sikke basımına girişti. Bankerler ve sarraflarsa, daha gelişmiş bir yöntem uygulayarak, sikkeye kontrolü yapanın kimliğini belirten özel bir damga vuruyorlardı. Beri taraftan kalpazanların yetenekleri zamanında hayran¬lık da uyandırmış. Üretilen sahte sikkelerin koleksiyonculuğu¬nu yapan insanlar, sahtelerine gerçeğinden çok daha yüksek meblağlar ödeyip satın alırmış.Osmanlı imparatorluğu 600 yıllık saltanı boyunca toplam para birimi olarak 3 türlü para kullanmıştır.
Bunlardan ilki olan Akçe Osmanlı İmparatorluğunda en uzun kullanılan paradır. 1927 Yılından 1687 Yılına değin Osmanlı imparatorluğunun temel para birimi olmuş hatta bu tarihten sonrada belli hesap işlemlerinde kullanılmaya devam etmiştir.
Osmanlının ikinci para birimi ise kuruş olmuştur. Kuruş 1687 Yılından 1870 yılına değin kullanılmış küsuratı olarak da mangır kullanılmıştır. Kuruş Kırk para ismiyle de anılmaktadır.
1870 yılından sonra ise Lira kullanılmaya başlanmıştır.

Comment here