Bilinmeye Değer

Leylek neden yeni doğmuş bebekleri getirir?

bebek getiren leylekler

Çocuklarla cinsellik hakkında konuşmanın ayıp olduğu (en azından eskiden) dönemlerde leylekler neredeyse kurtarıcı olmuşlardır. Ama neden leylek?
Türkçede kullanılan leylek adı Farsça legleg kelimesinden geçmiştir. Arapçası laklak olan leylek Türkçede leyleğin gaga takırtısına verilen laklak ile ona kinaye olarak «çene çalmak, gevezelik yapmak, sesli dedikodu yapmak» anlamında kullanılan laklak etmek deyimindeki laklak kelimesiyle alakalıdır.
Büyüklüğü, haşereleri avlaması ve insana yakın, binaların üzerlerinde yuva kurması nedeniyle leylek insan kültürü ve folklorunda çok önemli bir yer tutmaktadır.
Yurdumuzda çoğu kişi leyleği Ezop Masalları’ dan tanır: Tilki ile Leylek ve Çiftçi ile Leylek. Ancak bugünkü konumuz leylek – bebek ilişkisi.
Avrupa folkloruna göre leylekler yeni doğanları ebeveynlerine getirir. Çok eski olan bu söylence 19. yüzyılda Hans Christian Andersen’in Leylekler adlı masalıyla popüler hâle gelmiştir. Alman folkloruna göre leylekler bebekleri mağaralarda ya da bataklıklarda bulduktan sonra ya sırtlarında taşıdıkları ya da gagalarında tuttukları bir sepetle evlerine getirir. Leylekler bebeği ya annelerine verir ya da bacadan içeri bırakırlardı. Çocuğu olmasını isteyenler pencere pervazlarına leylekler için şekerlemeler bırakırdı.
Leyleklerin gelişiyle birlikte düzenlenen etkinlikler, aynı zamanda baharın gelişi şerefine düzenlenen etkinliklerdir. Baharın gelişine bağlı inanış ve uygulamaların, hayvancı ve tarımcı toplumlarda, genellikle ortak motifler içerdiği bilinen bir husustur. Genellikle mart ayında sıcak ülkelerden yuvalarına dönen leyleklerin gelişiyle tabiat yeniden canlanmakta, bahar gelmekte, hayvanlar yavrulamaktadır.
Baharın müjdecisi ve bereket getiricisi olan leylek, Türklerinin leyleğe atfettikleri kutsallığın, özellikle de leylekler ile çocukların dünyaya gelişi arasında kurdukları bağın köklerini, Türk mitolojisindeki dişi ruh Umay ile ilgili tasavvurlarda aramak gerekmektedir. Kuzey ve Güney Sibirya sahasında çok daha belirgin bir şekilde karşımıza çıkan kuş biçiminde tasavvur edilen dişi ruh Umay kuş biçimin¬de tasvir edilen insan (bebek) ruhu ile ilgili algılamalar, batı bölgelerinde dev¬reye leylek sokularak güncellenmiştir. Başka bir deyişle Kuzey ve Güney Sibir¬ya başta olmak üzere, Türk toplulukla¬rının yaşadığı coğrafyalarda yaygın olan kuş biçiminde tasavvur edilen dişi hami ruh “Umay” ile bebek ruhları arasındaki ilişki, Anadolu coğrafyasında leylek ile bebek arasındaki ilişkiye dönüşmüştür.
Leyleklerin her yıl aynı yu¬vaya dönmeleri, -Türklerin önem verdiği veçhile- tek eşli yaşamaları, yavrularını uzun süre yuvada özenle beslemeleri, ailelerinin yaşlı bireyleri ile yakından ilgilenmeleri, onlara yiyecek temin etme¬leri, insanla iç içe olarak evin bacasında yaşamaları insanoğlunda saygı uyandır¬mıştır.
Türk lehçelerinde kullanılan “bala” kelimesi, kuş ile bebek/çocuk arasındaki ilişkinin göstergesidir. Hem kuş hem de bebek için kullanılan “bala”nın ilk anla¬mı “kuş yavrusudur. Bebek için kul¬lanılan bir başka ortak köken sözcüğü “yavru”dur. Bebeğe annesi tarafından içten söylenmiş bir “yavrum” sözü kadar etkileyici bir söz herhalde yoktur. Diğer hayvanların, kuşların yavruları için kul¬lanılan ortak sözün “insan yavrusu” ile yollarının kesişmesi manidardır

Leylek ile bebek arasındaki ilişki loğusa hamamında da ortaya çıkmaktadır. Doğum yapmış kadın ve bebek kırk gün sonra hamama götürülüp “çıngıl” ile kırklanmaktadır. Bir ip üzerine dizilmiş leylek gagası, kemiği, kuş kanadı, üzerlik, nazarlık, mavi taş, eski kilit, madeni para, midye kabuğundan oluşan çıngıl, son durulanma suyunda tasın içine konmakta ve üçer kez bebek ve lohusanın başından aşağı dökülmektedir.
Günümüzde çocuk, bebek ölümleri -günahsız olduklarından emin bir şekilde cennete gidecekleri kastedile¬rek- “kuş oldu uçtu”, “uçtu gitti” şeklinde ifade edilmektedir.
Bu seneki gözlemlere göre leylek sayısı ve doğumlar paralel şeklinde artmış. Pekiyi bunun bir bilimsel anlatımı var mı?
Cevabı İstatistik biliminin yorumlanmasında. Ama bir gerçek var ki, Çocuklar ölmesin…

Comment here