Aktuel YazılarBilinmeye Değer

Lale ve Çılgınlıkları

Hollanda ve Lale neredeyse bütünleşmişlerdir. Ancak lale Amsterdam’lı değil Anadolu kökenlidir. Alman İmparatoru 1. Ferdinand tarafından görevlendirilmiş elçi Ogier de Busbecq tesadüfen karşılaştığı laleyi Osmanlı Padişahı Sultan Süleyman döneminde önce Viyana’ya, oradan da soğanları Hollanda’ya ulaşmıştır. Bir üniversite bahçesinde ilk çoğaltmalar yapılırken, bu beğenilen çiçeklerin değeri o kadar artmıştır k, değeri altınla ölçülür olmuştur. 1636 yılında bir Hollandalı emekçinin yıllık kazancının 10 misli fiyatlara ulaşmıştır. 1937yılına gelindiğinde arz –talep dengesi o kadar bozulmuştur ki, bu lale çılgınlığı (Tulpenmanie) borsa çöküşüne sebep olmuştur.
Lalenin ismi Turbanla yakından ilgilidir. Gerek yapraklarının şekli bir turbanı andırması, gerekse bir söylentiye göre turban kelimesinin lale kelimesiyle karıştırılması neticesinde turban tulip ve tulpe’ye dönüşmüştür. Aslında daha 13. Yüzyılda 1001 gece masalları öğesi olan lale Osmanlı sanatında kısa zamanda önemli bir süsleme ve sembolizm özelliği kazanmıştır. Bugün bildiğimiz 1574 yılında 2. Selim Saray için 50 000 lale sipariş etmiştir.
Türker’in en fazla sevdiği çiçeklerden biri olan ‘Lale’, sadece yetiştirilmekle kalmamış, mimariden, edebiyata, çiniden, kumaşa kadar birçok ürün, lale desenleriyle bezenmiş.
12.yüzyıllardan itibaren Anadolu’da yapılan mimari eserlerde ve ebru, çini, hat gibi el sanatlarında süsleme motifi olarak değişik renklerde ve yoğun olarak kullanmaya başlanan Lale, Osmanlı Dönemi’nde gerek şekli, gerekse anlamı sebebiyle özel ilgi görmüş…
Lalenin içindeki dıştan görünmeyen siyah, tasavvufta karasevda olarak yorumlanır. Taç yapraklarının yukarıya doğru duruşuyla bir dervişin dua edişindeki edanın birbirini andırması bu özel çiçeğin inanç boyutunu anlatır. Her dalından sadece bir çiçeğin çıkması Tanrı’nın birliğini simgeler. Arap harfleriyle yazılan lale, tersten okunduğunda “hilal” kelimesi ortaya çıkar denir. Bu ise, aks-ı lale, yani lalenin yansıması olarak tanımlanıyor.
Lale bahçeleri anlamına gelen “Lalezarlar”, saray ve konakların en itinalı ve en gözde yerleri olurken, lale için yazılan şiir ve nesirler “Lalename” denilen risalelerde toplanarak, Türk Edebiyatı’nda da pek çok yönüyle işlenmiş.
Lale, sözcük olarak Türkçeye Farsçadan geçmiş. Bir değerli taş olan ‘lal’e de gönderme yaparak ‘kırmızı’ anlamında kullanılmış. Bir ismi de ‘gül-i ateş-reng’, yani ateş renginde gülü anlatıyor.
17 yüzyıl lale Hollanda’nın gerçek anlamda ticari bir metası olmuştur bile. Osmanlı döneminde bu güzellik 1717-1730 arası zevk i sefa dönemiyle tekrar keşfedilmiş ancak son yıllara kadar lale maalesef ithal edilen bir çiçek olarak kalmıştır. Son yıllardaki çalışmalar neticesinde lale soğanları yetiştirilmiş hatta İstanbul’da lale festivali etkinliklerinde milyonlarca sayıya ulaşmış ve belki de bir rekor histerisiyle laleden oluşturulan büyük halı turistlerin zevkine sunulmuştur.

Comment here