Aktuel Yazılar

Kandiller ve Mahya Sanatı

Cami minarelerinde kandil yakılan kutsal gecelerdir.. Müslümanlığın kutsal geceleri beş tanedir, bunlardan dördü kandil, biri kandil niteliğinde Kadir gecesidir.. Mevlit Peygamberin doğduğu gecedir (kutlu doğum haftasıyla karıştırmamak gerekir!). Regaip, Peygamberin ana rahmine düştüğü gecedir. Miraç, Peygamberin Allah’la buluşmak üzere göğe çıktığı gecedir.
Berat, peygambere, peygamberliğinin bildirildiği gecedir. Kadir, Kuran’ın inmeye başladığı gecedir.
Kısaca kandil dediğimiz bu kutsal geceler adını sadece bize özgü Mahya yani Kandil yakılmasından alır. Ramazan ayı ve kandil geceleri süresince cami minareleri arasına gerilen iplerin üzerine ampuller (eskiden kandilmiş) vasıtasıyla dini önem taşıyan söz ya da sembollerin ışıklandırılarak yazılmasına “MAHYA” denir.
İlk mahyanın kuruluşuna dair kaynaklarda yer alan en yaygın rivayet şu şekildedir;
Sultan I. Ahmet döneminin meşhur hattatlarından Fatih Camii müezzini Hafız Kefevî son derece sanatkârane işlemiş olduğu bir levhayı padişaha sunar. Levhayı çok beğenen Sultan I. Ahmet Hafız Kefevî’den levhayı ışıklandırarak kendi yaptırdığı Sultanahmet Camii’nin minareleri arasına asmasını ister. Kandillerle ışıklandırılan levhanın Sultanahmet Camii’nin minareleri arasına asılmasıyla da ilk mahya kurulmuş olur. Kaynaklara göre bu olay 1616 ile 1617 yıllarına denk gelmektedir.
İlk mahyanın kuruluşuna dair başka bir rivayet daha vardır. Bu rivayeti bilginiz olsun diye yazıyorum. Devrin padişahı III. Ahmet’in sadrazamı Damat İbrahim Paşa’nın yayınladığı bir emirnameye dayanır. Lale devrine ait olan bu emirname mahyalarla ilgili en eski belge niteliği taşır ancak onun bizi ilk mahyanın kuruluşuna götürdüğü söylenemez. Çünkü belgede aynı anda bütün selâtin camilere mahya kurulması emredilmektedir. İstanbul’da sayıları artık çoğalan selâtin camilerin her birine aynı anda mahya kurulması için de elbette bu sanatın artık olgun bir hale gelmiş olması ve ustalarının da yetişmiş halde olması gerekmektedir. Bir anda mahyaların icat edilip, tüm selâtin camilere aynı anda kurulacak donanım ve birikimin oluşamayacağı da açıktır. Devrin teknik şartları göz önünde bulundurulduğunda mahya kurma işinin ne denli zor olduğu ve beceri gerektirdiği aşikârdır.
Mahya ve Mahyacılık Türk kültüründe önemli bir yer almıştır. Mahyanın estetiği yerli, yabancı herkesin hayret ve hayranlığını kazanmıştır. Bir yabancı seyyah “Türklerin dünyada sevilmeye ve sayılmaya layık hiçbir medeni varlıkları olmasa bile, gökyüzündeki yıldızları indirip minareler arasına düzerek yazı yazıp, şekil yapmayı akıl etmeleri bile ne yüksek insanlar olduklarını bildirmeye kâfidir” demiştir.
Mahya kelimesinin kökeni hakkında gazeteci ve yazar Ahmed Rasim’in bu konuda görüşlerini aktarmak istiyorum. Ahmed Rasim “mahya” kelimesinin Farsça “mahiye” kelimesinden türemiş olabileceğini yazmıştır. Mahiye ise Farsçada “aya özgü” veya “ay gibi” anlamlara gelmektedir. Yine mâh kelimesinin Farsçada ay anlamına geldiği ve Osmanlı edebiyatında aydınlığı, güzelliği, yüz aydınlığı ve güzelliğini temsil eden bir anlam olarak çokça kullanıldığı göz önünde bulundurulmalıdır. Arnavut asıllı Osmanlı yazar, ansiklopedist ve sözlükçü Şemseddin Sami ise Kamus-ı Türkî adıyla bilinen sözlüğünde yer alan bilgilerle Ahmed Rasim’in bu düşüncesini doğrulamaktadır.
Türkler; minarelerde bazı özel geceleri kandil yakmayı düşündü. Nitekim II. Selim zamanında veladet, miraç, berat kandillerinde ve bayramlarda minare ve camilerin kandiller ile süslenmesiyle başlar. I. Ahmet bundan pek hoşlandığı için, bütün camilerde aynı usule riayet olunmasını emrederek bunu mecburi bir kaide haline koymuştur. Kandille aydınlatma işi yalnız camilere mahsus olmayıp, II. Mahmut zamanında, mübarek gecelerde herkesin kapılarının önlerini kandillerle aydınlatmaları adet olmuştur.
Türkiye’nin diğer yerlerindeki mahyacılık hakkında da sabık Mebani-i Hayriye (hayır amaçlı binalar) müdürü Esat Bey’in verdiği bilgiye göre; Mahya Türkiye’den başka yerde yoktur. Edirne, İstanbul ve Bursa’da ve bir ramazana mahsus olmak üzere Konya’da kurulmuştur. Rumeli’de Siroz’da da kurulmuştur. Talep üzerine, Süleymaniye kayyumu ve mahyacısı Mısır’a da gitmiş, lakin minare araları açık ve kâfi derecede olmadığından iyi mahya kurulamamıştır.
Bu konuyu Mehmet Gökalp’ın mahyalar karşısındaki duygularını dile getiren şu mısralarıyla noktalayayım:
Bir şehrayin var…
İki minare arasında.
Ayet ayet kalbimize yazar,
Mukaddes gecelerin manasını;
Bu nokta nokta ışıklar.
Lacivert zemine işlenmiş
“Allah’a İman’ın her harfi
Kamaştıran böyle gözlerimizi
Işık dolu, şanlı, büyük gecenin
İçimize doğan parlak güneşi

Comment here